Boşanma Davasının Reddedilmesi

Boşanma davasının başlatılması, sürdürülmesi ve sonuçlanması hukuki olaylardır ve hukuka uygun şekilde yapılmalıdır. Birçok farklı sebepten ötürü boşanmak için açılan davalar reddedilmektedir. Bu işlemin yapılması daha başlangıçta dilekçenin sunulması sırasında olabileceği gibi davanın görüşülmesi sırasında olabilmektedir. Boşanma davalarında mahkemeye sunulan evraklarda yapılacak hatalar ve yanlışlar yanında, dava süresinde boşanma sebebinin ispatlanamaması ve anlaşmalı boşanma davalarında tarafların uzlaşamaması gibi durumlarda davalar reddedilebilmektedir. Bu gibi durumlarda mahkemenin reddetme sebebinin ortadan kalması ile yeniden dava açılabilmektedir. Anlaşmalı boşanma davalarında uzlaşmanın ortadan kalkması ile çekişmeli boşanma davaları açılabilmektedir. Bu durumlarda geçerli bir boşanma sebebinin olması gerekliliği unutulmamalıdır.

Boşanma Davalarının Reddedilmesi İle Oluşan Durumlar

Açılan boşanma davalarında ilk olarak sunulan dava dilekçeleri ve evraklardaki eksik veya usule uygun olmaması durumunda mahkeme davayı reddedebilecektir. Bu durumlarda dava dilekçesinin ve gerekli evrakların yeniden düzenlenmesi ile davanın tekrar açılması için başvurular yapılabilecektir. Bazı durumlarda mahkeme davayı reddetmeyerek evraklardaki yanlış ve eksiklerin düzeltilmesi için zaman verebilmektedir. Bu durumda da gerekli işlemlerin yapılması ile duruşma günü alınabilecektir. Boşanma davalarının reddedilmesi durumu duruşmaların görülmesi sırasında olabilmektedir. Anlaşmalı boşanma davalarında tarafların uzlaşmaktan vazgeçmesi durumunda bu davalar reddedilecektir. Taraflardan birinin herhangi bir konuda uzlaşmaktan vazgeçmesi durumunda da bu davalar reddedilecektir. Anlaşmalı boşanma davalarında iki tarafın her konuda uzlaşmış olması oldukça önemlidir. Yapılan protokol ile mahkemeye bu uzlaşma sunulmuş olmaktadır.

Çekişmeli boşanma davalarında ise taraflardan birisi boşanmak konusunda bir gerekçe sunmuş durumdadır. Sunulan bu gerekçenin ve boşanmak için gerekli olan sebebin ispat edilmesi oldukça önemlidir. Çekişmeli boşanma davaların taraflardan birinin kusurlu olması gerekmektedir. Bazı durumlarda kusur tam olarak bir tarafa verilmeye bilmektedir. Ancak ağırlıklı olarak bir taraf daha kusurlu olmaktadır. Bunun ispat edilememesi durumunda boşanma işlemi gerçekleşmeyecek ve dava mahkeme tarafından reddedilecektir. Bu sebeple çekişmeli boşanma davalarında taraflardan birisinin boşanma konusunda isnat ettiği gerekçeyi ispat etmesi gerekliliği oldukça önemlidir. Bunun sağlanamaması durumunda ise boşanma davası reddedilecektir. Bu durumda yeniden boşanma davaları açılabilmektedir. Ancak aynı şekilde ispat gerekliliği geçerli olmaktadır.

Yargıtay Kararı – Boşanma Davasının Reddedilmesi

T.C. YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2014/15111 Karar: 2014/26012 Karar Tarihi: 18.12.2014

BOŞANMA DAVASININ REDDEDİLMESİ – KOCANIN KUSURLU DAVRANIŞLARININ VARLIĞI KANITLANAMADIĞI – BİRLİKTE YAŞAMAKTAN KAÇINARAK BOŞANMA NEDENİ OLUŞTURAN DAVALI KADININ BOŞANMAYA NEDEN OLAN OLAYLARDA TAMAMEN KUSURLU OLDUĞU – YOKSULLUK NAFAKASI KOŞULLARININ GERÇEKLEŞMEDİĞİ

ÖZET: Davacı kocanın kusurlu davranışlarının varlığı kanıtlanamadığına göre, reddedilen ilk davayı açıp birlikte yaşamaktan kaçınarak boşanma nedeni oluşturan davalı kadın, boşanmaya neden olan olaylarda tamamen kusurludur. Kusurlu eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedilemez. Davalı kadın yararına yoksulluk nafakası koşullarının gerçekleşmediği gözetilerek, bu isteğin reddedilmesi gerekirken, kusur değerlendirilmesinde hataya düşülerek hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

 

Mahkemece, davalı kadın tarafından açılan ve reddedilen ilk boşanma davasının kesinleşmesinden sonra, tarafların yeniden bir araya gelmedikleri kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş (TMK 166/son), iki tarafın da boşanmaya neden olan olaylarda kusurunun bulunmadığı kabul edilmiştir. Davacı koca tarafından tanık olarak gösterilen müşterek çocuk B.’in beyanında geçen hakaret, bu davanın açılmasından sonraki tarihte gerçekleşmiştir. Davacı kocanın kusurlu davranışlarının varlığı kanıtlanamadığına göre, reddedilen ilk davayı açıp birlikte yaşamaktan kaçınarak boşanma nedeni oluşturan davalı kadın, boşanmaya neden olan olaylarda tamamen kusurludur. Kusurlu eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedilemez. Davalı kadın yararına yoksulluk nafakası (TMK md. 175.) koşullarının gerçekleşmediği gözetilerek, bu isteğin reddedilmesi gerekirken, kusur değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple davacı koca lehine bozulmasına,

T.C. YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2007/2906 Karar: 2007/4642 Karar Tarihi: 22.03.2007

BOŞANMA DAVASININ REDDEDİLMESİ – KOCANIN BARIŞMA GİRİŞİMİNDE BULUNMASI VE EŞİNDEN KAYNAKLANAN KUSURLARI AFFETTİĞİ – EVLİLİK BİRLİĞİNİN KOCA YÖNÜNDEN ÇEKİLEBİLİR OLDUĞU – KADININ KUSURLU OLDUĞUNUN KABUL EDİLEMEYECEĞİ – KOCANIN BOŞANMA DAVASININ REDDİ GEREĞİ

ÖZET: Kocanın davranışı ve ısrarlı barışma girişimi, eşinden kaynaklanan kusurları affettiği en azından hoşgörü ile karşıladığını ve evlilik birliğinin kendisi yönünden çekilebilir olduğunu göstermektedir. Bu durumda gerçekleşen olaylar nedeniyle davacı-davalının (kadın) kusurlu olduğu kabul edilemez. Kocanın boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekir. Ne var ki, bu yön temyiz incelemesi sırasında gözden kaçtığından hüküm onanmış olmakla, davacı-davalının (kadının) karar düzeltme isteğinin kabulüne dairemizin onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

 

Tarafların 26.08.2004 tarihinde evlendikleri, 6.10.2004 tarihinde de fiilen ayrıldıkları anlaşılmaktadır. Davalı-davacı (koca); aleyhine açılan boşanma davasına verdiği 26.05.2005 tarihli cevap dilekçesinde; <davacının evden ayrılmasından sonra, telefon masrafları ile anne ve babasını ve yakınlarını göndererek, sömestr tatilinde bizzat kendiside giderek ve öğretmen arkadaşlarına telefon açtırarak defalarca davacıya barışmak istediğini ve evine dönmesini rica ettiğini, fakat davalının barışmayı kabul etmediğini.> ifade etmiştir. Dinlenen tanık beyanlarıyla da davalı-davacı kocanın birçok defa barışma girişiminde bulunduğu doğrulanmıştır.

Kocanın bu davranışı ve ısrarlı barışma girişimi, eşinden kaynaklanan kusurları affettiği en azından hoşgörü ile karşıladığını ve evlilik birliğinin kendisi yönünden çekilebilir olduğunu göstermektedir. Bu durumda 1.10.2004 tarihinde ve bu tarihten önce gerçekleşen olaylar nedeniyle davacı-davalının (kadın) kusurlu olduğu kabul edilemez. Kocanın boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Ne var ki, bu yön temyiz incelemesi sırasında gözden kaçtığından hüküm onanmış olmakla, davacı-davalının (kadının) karar düzeltme isteğinin kabulüne dairemizin onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Sonuç: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/I-4 maddesi gereğince; davacı-davalının (kadın) karar düzeltme isteğinin kabulüne, dairemizin 20.11.2006 tarihli 8944-16017 sayılı onanma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA,

Ankara Avukat