İş Kazası Tazminat Davasında Zaman Aşım ve Tazminat İtirazları

Categories İş, Tazminat, YaşamPosted on
İş Kazası Tazminat Davasında Zaman Aşım ve Tazminat İtirazları

İş Kazası Tazminat Davasında Zaman Aşım ve Tazminat İtirazları

İş Kazası Geçiren 18 Yaşındaki Gencin Talebi

Davacı, maruz kaldığı iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna girdiğini iddia ederek davalı işverenden maddi ve manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

İş Verenin Talebi

Davalı, davanın iki yıl içerisinde açılmadığından zaman aşımına uğradığı, davacının komşu iş yeri çatısı üzerindeyken kazanın meydana geldiği, davacının sonradan çalışmaya devam ettiğinden maddi zararının söz konusu olmadığı, davacının tam kusurlu olduğu, manevi tazminatın fahiş olduğu ve davacıya yapılan SGK ödemelerinin mahsubunun gerektiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İş Kazası Tazminat Davasında Yerel Mahkemenin Kararı

Mahkemece, maddi tazminat yönünden davanın kabulüne, manevi tazminat yönünden ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İstinaf Kararının Açıklaması

Öncelikle; olay tarihi itibariyle 18 yaşında olan davacının, iş yeri çatısında izolasyon yapmak için komşu iş yeri çatısına çıkmış iken, bastığı atermitin kırılması sonucu 6 metreden düşerek sürekli iş göremezlik durumuna girdiğinin anlaşılması karşısında; çatıya çıkılması için güvenli yollar belirlenmemesi, yüksekte çalışma için gerekli olan kişisel koruyucular verilerek kullanımının sağlanmaması, çatıya çıkılması için uygun alet ve ekipmanların temin edilmemesi, denetim ve eğitim eksikliği nedeniyle davalı işverene %80 kusur izafe eden bilirkişi kusur raporu maddi olgular, olay ve sigortalıya ilişkin veriler ile iş güvenliği mevzuatına uygundur.

Zaten sürekli iş göremez duruma giren davacının, 60 yaşından sonra elde edeceği yaşlılık aylığını da diğer işçilerden daha fazla çaba harcayarak elde edeceğinden yaşlılık aylığım aldığı dönemde de devam edecek olan maluliyeti nedeniyle zarara uğramadığı kabul edilemeyeceğinden; bağlanan yaşlılık aylığında meslek hastalığı ve iş kazası kolundan alınan primlerin hiçbir etkisi bulunmadığı ve tamamen uzun vadede ki sigorta kollarından ödenen primler sonucu aylık bağlandığı da nazara alınarak; pasif döneminde zarar hesabına dahil edilmemesine ilişkin Mahkeme kabulü ve bilirkişi hesabı yerindedir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi uygulamalarına göre bakiye ömrün belirlenmesinde “PMF 1931” tablosu kullanılmakta ve %10 iskonto oranına göre hesap yapılmakta olup, bu nedenle davalı vekilinin TRH 2010 tablosu ile %5 iskonto oranının uygulanmasına ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.

01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55’inci maddesindeki Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici işgöremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesine ilişkin emredici hükmün kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanması gerekir.

Buna göre Kurumca bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin, rücu edilebilecek kısmı belirlenmiş olup, peşin sermaye değerinin rücu edilmesi mümkün olmayacak şekilde güncellenerek zarar tutarından indirilmesine ilişkin davalı vekilinin istinaf gerekçesi yerinde görülmemiştir.

Kazazedenin 18 Yaşında Olması

Herhangi bir kontrol kaydı öngörülmeksizin davacının sürekli iş göremezlik oranının %30,2 olarak belirlendiği ve buna göre sürekli iş göremezlik geliri bağlandığı ve davalı tarafından gelire esas sürekli iş göremezlik oranının tespitine ilişkin herhangi bir dava açılmadığı da anlaşıldığından, söz konusu oran esas alınarak zarar hesabı yapılması isabetlidir.

Köşe Yazısı

Bölge Adliyesi İstinaf Kararı

ÖZET: Davacının 18 yaşında iş kazasına maruz kalmış olması, bel omur kırığı niteliğindeki arızasının ciddiyeti, ameliyat ve tedavi sürecinin uzunluğu ile kusur oranları nazara alındığından takdir edilen manevi tazminat tutarının makul sınırlar içinde olduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç itibariyle; dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddi gerekmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir