İş Davası Nerede Açılır

İş Davası İşçinin İkametgahı veya İş yeri Adresinde Açılır

İş mahkemesine açılan dava, dava tarihinde davalının ikametgahının yargı çerçevesindeki iş mahkemesi veya iş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır. Ayrıca işçinin işini yaptığı yerdeki iş mahkemesi veya iş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesi de açılan iş davalarına bakma yetkisine sahiptir.

5521 sayılı Mahkemeleri Kanunu’nun ikametgaha dayanan yetki esası Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 9. Maddesinin tekrarından ibarettir. Bu esas yönünden İş Hukukuna ilişkin bir özellik söz konusu değildir. Anılan ikametgaha ilişkin yetkiye ilgili sorunlar genel hükümler açısından değerlendirilerek çözümlenecektir. Bir işverenin tek ikametgahı olduğu halde birden çok işyeri bulunabilir. Taraf dava açarken seçimlik hakka sahip bulunmaktadır. Demiryolu veya karayolu yapım işlerinde olduğu gibi işyerinin peyderpey ilerleyerek gittiği ve böylece birden çak mahkemenin yetkisinin söz konusu olduğu durumlarda, işçinin işini yaptığı kesim hangi iş mahkemesinin yargı çevresine girmekteyse, yetkili mahkeme o iş mahkemesidir.

Yetkili mahkemenin tespitinde ikametgah esasına dayanan yetki dışında, davanın açıldığı tarihteki durumun önemi bulunmamaktadır. Bu nedenle uyuşmazlığa konu işin yapıldığı, işçinin çalıştığı tarihteki işyerinin bulunduğu yer iş mahkemesinde veya iş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesinde davaya bakılacaktır. Dava açıldığı sırada işyeri başka yere nakledilmiş olduğunda, yeni yerdeki iş mahkemesi yetkili mahkeme olarak kabul edilmeyecek ve davaya bakamayacaktır.

İş yeri Gerçek Kişi İse Nerede Açılır

İşyeri gerçek kişiye ait ise işletmesinin kurulu olduğu yer olmasa da bizzat yerleştiği yer ikametgah olarak kabul edilmektedir. Öte yandan, tüzel kişi olan işveren de ticaret siciline kayıtlı ise kayıt olduğu yer, değilse genel merkezinin bulunduğu yer, ikametgah olarak kabul edilmelidir.

İşverenin veya işçinin yerleşmek kastı ile oturduğu yer ikametgahı gösterir. Tüzel kişilerin ikametgahı ise, tüzüklerde aksine hükümler bulunmadıkça muamelelerinin yoğunlaştığı mahal hukukta tüzel kişinin idare merkezi olarak kabuk edilmektedir.

İkametgah yerleşmek niyetiyle oturulan yerdir. Ancak önceleri o kişinin nüfus siciline kayıtlı bulunduğu yer olarak kabul ediliyordu. Aksinin ispatı yolunda tanık dinlemesine cevap verilmediği halde sonradan Yargıtay “Bir kimsenin bir yerde yerleşmek niyetiyle oturduğu, bir takım olaylarla kesin olarak anlaşılırsa orası, Medeni Yasanın 19. Maddesi gereğince onun ikametgahı sayılması için artık yeterli olmaz.

Bu konuda tanık dinlenmesi usule uygun bulunmaktadır. Gerçekten, ikametgaha ilişkin iddiaların tanıkla ispatını yasak eden bir hüküm Nüfus Kanununda ve usul kanunumuzda bulunmamaktadır. Bir kimsenin nüfus kaydının bulunduğu yerden başka bir yerde yerleşmek niyetiyle oturduğunun kesin alarak sübuta erdiği hallerde, nüfusta kayıtlı bulunduğu yer, kesin ikametgah karinesi sayılmaz. Nüfus kaydı, başka deliller bulunmadığı taktirde, önemli bir karinedir. Medeni Kanunun 20. Maddesinin de bu görüşü doğrulandığı Yargıtay kararında vurgulanmıştır.

Öte yandan, bir kişinin başka bir yerde yerleşmek niyetiyle oturduğu ispat edilmedikçe prensip olarak nüfusta kayıtlı olduğu yerin ikametgah sayılması gerekir.

İş yeri İşin Yapıldığı Yerde Açılabilir

1475 sayılı İş Kanunu’nun 12821 sayılı Sendikalar Kanunun 2/VIII. Maddesinde “işin yapıldığı yere” işyeri denildiği, işin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı bulunan yerlerle, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya mesleki eğitim yerleri ve avlu gibi sair eklentiler ve araçların da işyerinden sayılacağı kuralına yer verilmiştir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda işyeri tanımı bulunmamaktadır. İşin görüldüğü işyeri, iş mahkemesi veya iş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesinin veya iş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesinin yetkisini belirlemede önemlidir. 1475 sayılı İş Kanununda da, “işin yapıldığı yere işyeri” denir. İş Kanununun bir çok maddesinde işyerinden bahsedilmiştir. Hatta Kanun; kendi uygulama alanını çizdiği 2. Maddesinde, işçilerden; işverenlerden ve işveren vekillerden, işyerlerinin işçileri, işverenleri ve işveren vekilleri olarak bahsetmiştir.

İşyeri kavramı, Sosyal Sigortalar Kanunu’nda ve diğer iş kanunlarında büyük önem taşır. Örneğin,  işyeri, toplu iş sözleşmelerinin uygulanma ve grev kararının kapsamı yönünden çok önemlidir.

İşyeri, arsa, bine makine, tezgah, malzeme gibi eşya, patent ve alacak hakları gibi haklar, tecrübe, buluş ve müşterilerle olan ilişkiler gibi, gayri maddi değerler ile emek (beşeri içgücü) unsurlarından oluşur. Bunların sadece bir araya gelmesi de yeterli değildir. İşveren tarafından bu unsurların belirli bir amaca yönelmesi için sürekli olarak birlikte bulundurulması halinde bir işletme veya işyerinden söz edebiliriz. İşletmenin kurulmasında güdülen amaç kâr etmek olmayabilir. Örneğin işletmeye bağlı işyerini oluşturan fabrikanın amacı doğrudan kâr etmek değil, yalnızca bunun için mal üretmektir. Bu durumda işletmenin ekonomik amacı yanında, işyerinin teknik amacından da bahs olunabilecektir. İşyeri, “bir işverenin maddi olan ve olmayan araçlarla belirli bir teknik amacı gerçekleştirilmesine yarayan ve süreklilik gösteren organize edilmiş bir bütündür.” Şeklinde tanımlanmaktadır.

İşyeri ve İşyerine Bağlı Yerler

işyeri ve işyerinden sayılan yerleri yasa koyucu, 2821 sayılı Sendikalar Kanununda işyeri kavramının kapsamını 1475 sayılı Yasadan daha fazla genişletilmiş bulunmaktadır. Buna göre; işyerine bağlı yerlerde eklentilerden başka araçlar da işyerinden sayılmaktadır (Sen K. M.2/IX). Şüphesiz burada söz konusu olan bağlı yer; eklenti ve araç olmayıp asıl yerlerine bağlı olan yerlerdir. Ayrıca işyeri eklenti ve araçları da işyeri olarak nitelendirilmiştir. Böylece yasalarda işyerinde tetkik esasının benimsenmiş olduğu söylenebilir. Bu anlamda işyeri; araçları, eklentileri ve kendisine bağlı yerleri ile birlikte bir bütün oluşturur. İşin yürütümü ve niteliği bakımından asıl işyerine bağlı yer, işyeri olarak tescil edilemez.

Bu nedenle konuyu açıklığa kavuşturmak için, birinci kısımdaki yerlere “çalışılan yer”, ikincilere ise; “işyerinden sayılan yerler” demek de mümkündür. İş Kanunlarına göre işin yapıldığı yere işyeri denildiğinden, işin görüldüğü yerin gerçek veya tüzel kişiye ait olması; o yerin işyeri sayılması yönünden önem taşımaz. Kamu hukuku tüzel kişilerine veya tüzel kişiliği bulunmayan kamu kuruluşlarına ait işyerleri için de durum aynıdır. Kuşkusuz çalışan işçi sayısı; İş K. m.5’de öngörülen ayrık durum saklı olmak üzere, işyeri kavramına dahil değildir. Ayrıca, idari ve cazai yaptırımları davet etse bile, gerekli işlemlerin yerine getirilmemesi işyeri niteliğinin kazanılmamaktadır (İş K. m. 2). İşyeri sadece sınai ve ticari gaye güden yerleri değil, hizmet sektörüne giren ve bunun yanında serbest meslek faaliyetlerinin görüldüğü yerleri, örneği doktor muayehaneleri, avukat büroları, mali müşavir yazıhanelerini de kapsamaktadır. Ancak bu yerler, Kanunun aradığı şartlara sahip ise, Sendikalar Kanunu anlamında işyeri sayılır. Örneğin, sadece askeri elbise imal eden dikimevlerinin ve kamunun yararlanması için yol inşa eden Karayolları inşaat şantiyesi, Yardım Severler Derneği atölyeleri kar amacıyla faaliyet göstermedikleri halde işyeri sayılırlar. Subay lojmanları, kültür kurumları ile hastanelere ilişkin işyerleri de farklılık göstermez.

İş Kanunu, kapsamındaki iş ve işyerlerinde hizmet akdi ilişkisinin kurulup fiilen işçinin çalışmaya başlaması ile doğrudan uygulanır. İşyerinin bildirimi sonucu Bölge Çalışma Müdürlüğünün yapacağı işlemin o işyerinde bu Kanunun uygulanmasında ihdasi bir rolü bulunmamaktadır.

Gerçekten, 931 sayılı İş Kanununun gerekçesinde açıklandığı gibi, “çeşitli sebeplerle işverenin işyerini isteyerek veya istemeyerek yetkili makama geç bildirmesi veya hiç bildirmemesi sebebiyle çalışanların hak ve menfaatlerinin doğmasının gecikmesi, önlenmiş” bulunmaktadır.

İşçinin çalışması, işverenin işçi çalıştırması, işveren vekillerinin sorumlulukları ve işyeri ile ilgili hükümler İş Kanununa bağlı olacaktır. Bu bakımdan, işverenin İş Kanununun 3. Maddesindeki bildirim şartını süresinde yerine getirmemesi, onu ancak cezai yönden sorumluluk altına sokacaktır.

İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir. Bu kapsamda alt işverenin, bu sıfatla mal veya hizmet üretimi için meydana getirdiği kendi işyeri fiziken asıl işveren ile aynı mekanda olsa da bu işyeri için yukarıdaki birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlüdür. Zira asıl işveren-alt işveren; asıl işverenin işyerinde bir mal veya hizmet üretimine geçmek ve bunun için işçi ve diğer unsurlarıyla faaliyet göstermek üzere bir birim meydana getirdiği için, onun da kendi adına kuruduğu bu işyeri için gerekli bildirimleri yapması öngörülmüştür.

İşyerinin belirlenmesinde Bölge Çalışma Müdürlüğüne kayıt önemli değildir. Bir işyerinin diğerine bağlantısının belirlenmesinde , asıl işyeri ile bağlı yerin BÇM’ ye ayrı ayrı kaydedilmiş bulunması bu bağlantının olmadığı ve iki işyeri kabul edilmesi gerektiğini göstermez. İşyerinin BÇM’ ye kayıt işlemi idari bir işlemdir. Yargıtay bir kararında bu hususa işaret etmiştir. Şayet işyeri ile diğer yer arasında teknik yönden bir bağlılık bulunmuyor ise; birisi ötekini tamamlamıyorsa, bu yeri asıl işyerinden saymak mümkün değildir. Böyle bir yer bağımsız işyeri oluşturur. Ekonomik yönden bir bütün teşkil etme yanında teknik yönden bağlılık da aranır. İki işyeri teknik ve ekonomik bağımlılık sebebiyle üretim süreci içersinde bütünlük sebebiyle tek işyeri sayılır. Nitekim Yargıtay bir kararında birbiriyle ilişkili birbirine yakın iki işyerinin üretim süreci içindeki bütünlüğü sebebiyle bir işyeri gibi düşünülmesi yanında İş Kanunundaki işyerinin, işin yapıldığı yer olarak tanımlanmasına sadık kalınarak aynı işyerleri sayılsa da sonucun değişmeyeceğini içtihat etmiştir.

Bir yer, ancak işin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı bulunmaktaysa, o işyerinden sayılacaktır. Bu durumda genel ölçü işin niteliği ve yürütümüdür. Artık başka bir unsur aranmaksızın, yani 3008 sayılı Kanunda olduğu gibi, işin sabit ve muayyen bir yerde yapılıp yapılmadığı, araştırılmaksızın eklenti ve araçlar da işyerinden sayılacaktır. Bunun önemi, özellikle yol yapımı ve taşıyıcılık gibi sabit olmayan işlerde kendisini göstermektedir.

Anılan bağlantı, asıl işyerinin tamamlayıcısı ve ayrıntısı olmak şeklinde belirmektedir. Bu durum, 3008 sayılı İş Kanununun yürürlüğü sırasında hukukçularımız tarafından “mütemmim ve müteferri işyerleri” deyimleri ile tanımlanmışlardır. Aynı görüş, Yargıtay ve Danıştay kararlarına da yansımış bulunmaktadır. Bir işverenin idaresi altında bulunan fakat ayrı ayrı yerlerde yapılan işler, ekonomik yönden bir bütün oluşturacak nitelikte birbirinin mütemmimi ve eki iseler, ikisinin birlikte bir işyeri kabul edilmesi gerekir. Birinin faaliyetinin durması diğerlerini sekteye uğratır ve ayrıca beklenen faaliyet meydana gelmezse mütemmim ve fer’i işyeri söz konusu olur. Zira, muhtelif işyerlerinin birbirinin mütemmim ve yapılma şekli gereği, işyerlerinin birbirine sıkı surette bağlı veya tabi olması birbirinin faaliyetinin durması, diğerinin de çalışmaması ve bağımsız olarak iş yapamaması halinde mümkündür. Bu nedenle, örneğin bir tüketim kooperatifi merkez ve şubeleri, aynı ticaret konusunu birbirinden bağımsız sevk ve idare eden ayrı işyerleridir. Bunlar birbirinin mütemmim ve müteferri sayılamazlar.

Bu bağlantıyı asıl işyerinin faaliyetine devam edebilmesinin zorunlu koşulu olarak düşünmemek gerekir. Burada, ekonomik yönden daha fazla bir verimliliğin gerçekleştirilmesi isteği, bütünlük fikrine hakimdir. Örneğin konfeksiyon satımı işiyle uğraşan bir işveren, sattığı malları başkalarından satın alacağına onları bizzat imal etmekle daha kazançlı olacağını düşünerek, mağazasının arka bölümünde bir atölye açabilir. Bu atölyenin, asıl işyeri olan satış mağazasının arka bölümünde bir atölye açabilir. Bu atölyenin, asıl işyeri olan satış mağazasının arka bölümünde bir atölye açabilir. Bu atölyenin, asıl işyeri olan satış mağazasının arka bölümünde bir atölye açabilir. Bu atölyenin, asıl işyeri olan satış mağazasındaki işin niteliği ve yürütümü bakımından ona bağlı bulunduğu görülmektedir. Genellikle atölyedeki faaliyetin herhangi bir sebeple durması dışarıdan mal satın alması imkanının bulunması nedeniyle, mağazadaki işlerin devamına engel olamaz, sadece, maliyet artışına ve karın azalmasına etkili olur. Atölyedeki faaliyetin durması, mağazadaki faaliyetin durması sonucunu doğurmamasından dolayı, atölyeyi mağazadan ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak düşünmek, Kanunun amacına uygun düşmez.

İşyerinden sayılan yer yönünden bu yolda zorunlu bir bağlantının varlığı kuşkusuzdur. Zira, yukarıdaki örneğimizde atölye, sırf mağazanın mal ihtiyacını karşılamak için kurulmuş ve varlık nedeni bu mağazadır. Mağazanın ihtiyaç fazlasını ara sıra da olsa başkalarına satması durumu etkiler.

Şayet, işin görüldüğü yerler, asıl işyeriyle böylesine bir bağ ile bir bütün teşkil etmiyorsa, bu durumda, asıl işyerinden sayılan yer değil, bağımsız ve ayrı bir işyeri söz konusu olacaktır. Bağımsız olarak yani diğer bir işyerine bağlı olmaksızın çalışan yer örneğin, bankalarda; şubeler aynı işi görürler, birbiriyle ve merkezle aralarında yukarıda belirttiğimiz anlamda bir bağ bulunmaz. Bu bakımdan her şube çalışma alanına giren işlemleri doğrudan doğruya yapmaya yetkili bulunduğundan merkez ve şubeler ayrı ayrı işyerleri olarak kabul edilmektedir.

Yukarıda açıkladığımız bağlantı, yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, ekonomik bir nitelik taşımaktadır. Ancak sadece ekonomik bir bağlantı, bir yerin işyerinden sayılan yer olarak düşünülmesi için yeterli değildir. Anılan bağlantının aynı zamanda hukuki bir niteliğe de sahip olması gerekir. Başka bir anlatımla, asıl işyeri ile arasında hukuki bağ olmayan bir yer işyerinden sayılan bir yer değil, yasal koşulları varsa bağımsız ve ayrı bir işyeridir. Örneğin, işverenin bir kısım işlerin yapılmasını müteahhide vermesi durumunda, müteahhidin işyeri ile işverenin işyeri hukuken birbirinden ayrı olacağından, ayrı işyeri söz konusu olacaktır.

İşyerleri arasında hukuki bağlantının sonradan ortadan kalkması halinde işyerinden sayılma niteliği de ortadan kalkar.