İş Kazası Tazminat Davası

Hizmet akdiyle çalışma yapan işçinin çalışma sırasinda meydana gelen kazalar iş kazasıdır. İş kazası sonucu ruhen ve bedenen zarar gören işçi, işveren hakkında tazminat davası açma hakkına sahiptir. İş kazası Tazminat davası iş mahkemesine dava olarak açılır. İş Kazası sonucu ölüm veya uzuv kaybı, kırık yaralanma meydana gelmiş ise tazminat talep edebilir. İş kazası tazminat davası açılmasına karar veren işçinin avukat ve hukuksal destek alması önemle tavsiye ediyoruz.

İş Kazası Nedir

Borçlar Hukuku anlamında kaza, borçlunun kusuruna dayanmayan, dıştan gelen, öngörülmeyen ve kaçınılmaz bir olay olduğundan, borçluyu borcundan kurtarmaktadır. İş Hukukunda ise işçinin işverenin otoritesi altında bulunduğu sırada ya iş görürken ya da gördüğü iş dolayısıyla, dış sebeple ve aniden meydana gelen bir olay sonucu uğradığı bir kaza iş kazası olarak nitelendirilebilir. Gerçekten 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 11/A maddesinde “iş kazası, aşağıdaki hal ve durumlardan birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır” denildikten sonra, sigortalının işyerinde veya gördüğü işin yürütümü dolayısıyla yahut gösterilen diğer sebeplerle yukarıda belirtilen şekilde zarar görmesi yeterli görülmüştür. İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun bu iki kolu arasında iş kazası tanımları farklı olup, sigorta yönünden sorumluluk işvereninkine göre daha geniş tutulmuş bulunmaktadır.

İş Kazasının Unsurları Nelerdir

Kaza kavramının, biri geniş, diğeri dar olmak üzere iki anlamı bulunmaktadır. Geniş anlamda kaza; ani bir şekilde ve istenilmeyerek bir zararın doğumuna etkili olan sebepler bütününe denilmektedir.

Dar anlamda kazadan amaç ise, insanın zarar görmesi, yani ölüm veya vücut bütünlüğünün zarar görmesidir. İş kazalarında, sadece dar anlamda kaza kavramı önem taşır.

Geniş anlamda kazada olduğu gibi, dar anlamda kazada da, vücut bütünlüğünün ihlali veya ölümü doğuran olayın, harici ve istenilmeyen ani bir sebep sonucu meydana gelmesi lazımdır. Bunun için vücut bütünlüğünün fiziki-maddi bütünlüğünün ihlali veya ölüm iş kazasında söz konusu olmaktadır. İş kazasından bahsedebilmek için, işçinin, cismani tamamiyeti ihlal edilmiş yani vücut bütünlüğü zarara uğramış veya ölmüş olması gerekir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden amaç, beden veya ruh bütünlüğünün ihlal edilmesi, zarara uğratılmasıdır.

Öte yandan, vücudun herhangi bir yerinde veya uzvunda meydana gelen kırık, çıkık, kopya veya ezilmeler, mekanik bir müdahale sonucu meydana gelen anatomik değişiklikler, estetik ve güzelliğin kaybı, tik sahibi olma, el ve ayağın titremesi, cinsel iktidarın, koklama, görme, işitme gibi duyguların azalması veya kaybolması da vücut bütünlüğünün ihlali olarak kabul edilir. Ayrıca iş kazası sonucu, işçinin cismani tamamiyeti yani vücut ve ruh bütünlüğünün tamamen zarar görmesi hali olan ölümün meydana gelmesi de mümkündür.

İstenilmeyen olay iş kazası olarak kabul edilebilir. Şayet dıştan gelen bu harici olay ve sonuçları, işçi tarafından istenilmiş ve arzu edilmiş ise olay işyerinde ve çalışırken de olsa iş kazası sayılmaz. İstek ve arzu, kaza kavramının niteliğine aykırı olduğundan; Sosyal Sigortalar Kanunu 110. Maddesinde; kastı yüzünden iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan sigortalı işçiye geçici iş göremezlik ödeneği ile sürekli iş göremezlik gelirinin verilmeyeceğini öngörülmektedir. Mesuliyet Hukuku yönünden de mağdurun kusuru, sorumluluğu ortadan kaldıran veya tazminatı azaltan bir sebep olarak mütalaa olunmaktadır.

İş kazası işçinin vücut bütünlüğüne, dışarıdan gelen harici bir etken sonucu olmalıdır. İşçinin daha önce olan hastalığının normal çalışması sırasında nüksederek zarara sebebiyet vermesi iş kazası sayılmaz. Örneğin, verem hastalığına tutulmuş bir işçide, basit bir iş veya herhangi bir hareket veya gayret göstermesinde akciğer kanaması vaki olabilir. Ancak bu kanamanın gerçek sebebi, iş,hareket veya gayret değil, vücutta esasen mevcut bulunan hastalık halidir. İş, küçük bir gayret, dahilinde bulunan marazı dışarıya yansıtabilir. Ancak, burada kanamanın sebebi dahili bir olay, yani hastalıktır. Bu nedenle böyle bir durumda, kazadan söz edilemez.

Neler İş Kazası Olarak Sayılır

Ancak, zararın mesleki zarar olduğunun açıkça anlaşılması halinde harici etkenin olup olmamasının bir önemi olmadığı ileri sürülmektedir.

Harici sebepler mekanik; düşme, vurma, çarpma, itme, kayma gibi olabileceği gibi, sıcaklık ve soğukluk şeklinde ısı ile ilgili nitelikte olması da mümkündür. Zehirli-bulaşıcı mahiyette harici sebeplere de, bakteri, hayvani ve kimyevi zehirleri örnek gösterebiliriz. Öte yandan, şua ve elektrik akımı hatta yıldırım da harici bir sebeptir.

Ani bir olay veya çok kısa süre içerisinde olay meydana gelmelidir. Meslek hastalığında arar veren olay devam eden bir zaman dilimi içerisinde ortaya çıktığından başlangıç ve sonu sabit olan tek ve bir defalık oluş ani sayıldığından bunun dışındaki durumlar iş kazası kabul edilemez. Gerçekten iş kazasında kazaya sebebiyet veren harici sebep, beklenmedik bir çabuklukla cereyan eder, oysa meslek hastalığında bu, yavaş yavaş meydana gelir

İşçinin geçirmiş olduğu her kaza, iş kazası sayılmaz. İş kazasının kabul edilebilmesi için, kaza görülen iş arasında bir illiyet ve otorite ilişkisi bulunması gerekir. Bu nedenle işçilerin işyerine işverence toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında vaki trafik kazaları da iş kazası olarak kabul edilmiştir.

İş Kazasında Tazminat Sorumluluğu Kimdedir

Kusura dayanan sorumluluk ilkesi, teknolojik gelişmeler karşısında yetersiz kaldığından, işverenin kusursuz sorumluluğu geliştirilmiştir. Ancak, zararlandırıcı olayın işletmeye özgü bir olaydan doğmadığı durumlarda, işverenin kusursuz sorumluluğundan söz edilemez. Zararlandırıcı olayın iş kazası olması, işverenin sorumluluğu için gerekli şart ise de, yeterli şart değildir. İşverenin sorumlu tutulabilmesi için, işin yürütümü ile olay arasında uygun illiyet bağının kurulabilmesi gerekir.

Bu bakımdan işçi, işverenin emir ve talimatı altında bulunduğu bir sırada kazaya uğramışsa, illiyet bağı gerçekleşmiş kabul edilir. İşçinin, işverenin emir ve talimatı altında bulunması, kendisine hizmet akdi gereğince yüklenilen işi yapması veya yapmaya hazır olarak beklemesidir. İlliyet bağı, kaza esnasında işverenin işçi üzerindeki hakimiyet ve otorite ilişkisinin mevcut olup olmamasına göre değerlendirilmektedir.

Uygun illiyet bağının, tehlike sorumluluğunun söz konusu olduğu hallerde, işverenin davranışı ile zararlandırıcı sonuç arasında da bulunan bağ kesilmemiş olması gerekir. Yargıtay’ın bir kararında “Meydana gelen trafik iş kazası sonrasında, davalı işverenin tehlike sorumluluğu kapsamında sorumlu tutulacağı gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de bu sonuç temel hukuk sistemi prensiplerine ve yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına uygun değildir.

İş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği sorunu, öğretide ve uygulamada zaman içerisinde farklı görüş ve uygulamaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yargıtay’ın önceki kararlarında ad benimsediği bir görüşe göre, işverenin bu açıdan sorumluluğu kusura dayanmaktadır. Çünkü, İsviçre ve Türk Hukuk Sisteminde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur. Sanayinin gelişmesi ve yurt düzeyine yayılması sonucunda işyerlerinde kullanılan teknik ve motorlu araçların her geçen gün daha fazla artması ve bu nedenle de alınabilecek her türlü önlemlerle dahi önüne geçilmesi olanağı bulunmayan tehlikelerin ortaya çıkması, dolayısıyla iş kazaları ve meslek hastalıklarının büyük artışlar göstermesi karşısında kusura dayanan sorumluluk ilkesinin yetersiz kaldığı modern toplum hayatının ihtiyaçlarına cevap vermediği görülmüştür. İşte son zamanlarda kendisini yoğun bir biçimde hissettiren teknik ve teknolojik alanlardaki bu gelişmeler, kusursuz sorumluluğun bir türü olan tehlike sorumluluğu kavramına ortaya çıkmıştır. Tehlike sorumluluğunu savunanlar işverenin özen borcunu ideal ölçüler içinde yerine getirmesi halinde dahi, meydana gelen zarardan yine de sorumlu tutulması gerektiğini savunmaktadır.

Yargıtay uygulamasında, ilk kararlarda işverenin iş kazalarından doğan sorumluluğunun haksız fiile dayandığını kabul etmişken, zamanla işçinin daha yararına olan, akdi sorumluluk esasını benimsemiştir. Sosyal, ekonomik ve kültürel alanda meydana gelen gelişmeler nedeniyle akdi sorumluluğun da yetersiz kalması üzerine Yargıtay uygulamalarında istikrarlı şekilde tehlike sorumluluğu görüşünü kabul etmektedir.

Tehlike sorumluluğu, en ağır bir kusursuz sorumluluk halini oluşturmaktadır. Az öncede denildiği gibi, işveren her türlü özen borcunu yerine getirmiş olsa dahi, meydana gelen kazadan dolayı sorumluluktan kurtulma olanağı yoktur. Bu anlamda tehlike sorumluluğu, en ağır bir kusursuz sorumluluk halini oluşturmaktadır. Az öncede denildiği gibi, işveren her türlü özen borcunu yerine getirmiş olsa dahi, meydana elen kazadan dolayı sorumluluktan kurtulma olanağı yoktur. Bu anlamda tehlike sorumluluğu mutlak bir sorumluluk olanağı yoktur. Bu anlamda tehlike sorumluluğu mutlak bir sorumluluk olarak nitelendirilebilir. Bununla beraber belirtmek gerekir ki tehlike sorumluluğu bir sonuç sorumluluğu da değildir. Gerçekten zarar işletmeye özgü bir tehlikeden doğmamış, yani araya giren bir başka nedenden dolayı meydana gelmişse, işverenin bu zarardan sorumlu tutulmaması gerekir. Başka bir deyişle işyerinin işletilmesi veya bundan doğan tehlikeler ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı yoksa, işverenin sorumluluğundan söz edilemez.

Öteki sorumluluk hallerinde olduğu gibi, tehlike sorumluluğunda da 3 halde illiyet bağı kesebilir. Bunlar, mücbir neden, zarar görenin kusuru ve 3. Kişinin kusurdur. Öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri ve bu arada tehlike sorumluluğu içinde geçerli olduğu vurgulanmaktadır. Yargıtay uygulamasında illiyet bağının sadece kusura bağlı sorumluluktan değil, sebep ve özellikle tehlike sorumluluğunun kurulabilmesi için zorunlu olduğu kabul edilmektedir. İlliyet bağının kesilmesine neden olan bu çeşitli durumların öncelikle tehlike sorumluluğu içerisinde kabul edilmesi gerekir. Çünkü kusurlu olmadığı gibi, kendisinden beklenen özeni gereği gibi yerine getirmiş olan bir işvereni, işyeri ya da işletmeyle uzaktan, yakından ilgili bulundurmayan mücbir nedenlerden sorumlu tutmak adalet ve hakkaniyet duygularını incitir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.03.1987 tarih ve 1986/9-722 Esas, 203 karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır.

İşine giderken yolun karşısına geçmek isteyen işçinin uğradığı trafik kazası, 506 sayılı Kanunun 11/A maddesinde sayılan hallerden olmadığı gibi, olayla iş arasında uygun neden sonuç bağı da bulunmadığından iş kazası olarak kabul edilemez.

İşçinin çalışırken ölmesiyle, bunun bir iş kazası olduğu iddiasını öne sürebilmek ve bu yolla maddi-manevi tazminat isteyebilmek için, kazanın yapılan işle illiyet bağının olması gerekir. Yargıtay, kanun ve tüzüklerin işverene yüklediği veya işin maliyeti ve hakkaniyet gereği işverence alınması icap ed en tedbirler olduğu halde alınmayan önlem, gösterilmeyen özen arasında mantıki illiyedin ötesinde uygun illiyet bağını gerekli görmektedir.

İşçi, işverenin emir ve talimatı altında bulunduğu sürece, hizmet akdine göre borçlanmış olduğu hizmet edimini yerine getirmekte, ifa etmektedir. Bu sebeple, otorite ilişkisinin bulunduğu bir sırada, kazaya uğrayan işçi, hizmet borcunu ifa ederken veya hizmet dolayısıyla kazaya uğramış, bu sebeple gördüğü iş ile kaza arasında illiyet bağı gerçekleşmiş sayılmaktadır.

İş Kazası Tazminat Davası – Yargıtay Kararları

T.C. YARGITAY 21.Hukuk Dairesi Esas:  2014/21674 Karar: 2014/27936 Karar Tarihi: 22.12.2014

İŞ KAZASI TAZMİNAT DAVASI – İŞ KAZASININ BORÇLAR HUKUKU YÖNÜNDEN BİR HAKSIZ FİİL OLDUĞU – TAZMİNATA ZARARLANDIRICI OLAYIN GERÇEKLEŞTİĞİ TARİHTEN İTİBAREN YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİ GEREKTİĞİ – HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASI

ÖZET: İş kazasının Borçlar Hukuku yönünden bir haksız fiil olduğu, zararın ve dolayısıyla tazminat alacağının olay anında ortaya çıktığı, haksız fiillerde temerrütün olay tarihinde gerçekleştiği gözetilerek hüküm altına alman tazminata zararlandırıcı olayın (iş kazasının) gerçekleştiği tarihten itibaren yasal faiz yürütülmesi gerekir. Somut olayda; maddi ve manevi tazminat davaları bakımından yapılan incelemede 21.01.2014 tarihli kararda sair yönlerden bir yanlışlık olmamakla birlikte yazılan gerekçelerle hüküm altına alınan manevi tazminatların olay tarihinden başlamak üzere faizine karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılamayı gerektirmediği anlaşıldığından hüküm bozulmamak düzeltilerek onanmalıdır.

YARGITAY KARARI: İŞ KAZASI TAZMİNAT DAVASI FAİZİN HESAPLANMASI

T.C. YARGITAY 17.Hukuk Dairesi Esas:  2013/13026 Karar: 2014/17452 Karar Tarihi: 02.12.2014

İŞ KAZASI TAZMİNAT DAVASI – DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI İSTEMİ – BAŞVURU YOKSA EN ERKEN DAVA TARİHİNDE TEMERRÜDE DÜŞÜRÜLDÜĞÜNÜN KABULÜ İLE DAVA TARİHİNDEN İTİBAREN FAİZDEN SORUMLULUĞUNA HÜKMEDİLMESİ GEREĞİ – HÜKMÜN BOZULDUĞU

ÖZET: Mahkemece, davacılar vekilinden usulüne uygun olarak başvurusu olup olmadığının sorulması, başvuru mevcutsa başvurunun tebliğine ilişkin belgesi istenip, ibraz edildiğinde tespit edilecek tarihe 8 iş günü eklenmek suretiyle bulunacak tarihten itibaren davalı sigorta şirketinin faizden sorumlu tutulması, başvuru yoksa en erken dava tarihinde temerrüde düşürüldüğünün kabulü ile dava tarihinden itibaren faizden sorumluluğuna hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

2918 sayılı KTK.’nun 99/1. ve ZMSS Genel Şartları’nın B.2.b. maddesi uyarınca, sigorta şirketinin tazminatı ödeme yükümlülüğü kendisine riziko ihbarı yapıldıktan itibaren 8 işgünü sonunda başlar. Somut olayda, dosya kapsamından davalı sigorta şirketine bu yönde bir müracaat olup olmadığı belli değildir. O halde mahkemece, davacılar vekilinden usulüne uygun olarak başvurusu olup olmadığının sorulması, başvuru mevcutsa başvurunun tebliğine ilişkin belgesi istenip, ibraz edildiğinde tespit edilecek tarihe 8 iş günü eklenmek suretiyle bulunacak tarihten itibaren davalı sigorta şirketinin faizden sorumlu tutulması, başvuru yoksa en erken dava tarihinde temerrüde düşürüldüğünün kabulü ile dava tarihinden itibaren faizden sorumluluğuna hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

İş Kazası Tazminat Davası – İş Kazası Avukatı

İş Kazaları Nedeni İle Açılan Tazminat Davaları

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku her ne kadar emekçi işçiyi korumaya yönelik düzenlemeler yaparak çalışma ortamında işçinin korunması ve daha sağlıklı koşullarda işi yapması için emredici hükümlere yermiştir. Kanun koyucu emredici hükümlere verse de ülkemizde gerçekleşen ve her ne kadar fazla karşılaşsak da tecrübe edinip bir türlü düzeltilemeyen sağlıksız çalışma hayatlarında işçiler birtakım kazalara uğramaktadırlar. Bu kazalar işçinin hayatına mal olduğu gibi bakmak ile yükümlü olduğu kişilerin de hayatına zarar vermektedir.

İş kazaları uzu yıllardır ülkemizin büyük sorularından biri olsa da sorunlara karşı pek bir çözüm bulunamamıştır. Kanun koyucu işçilerin uğradığı iş kazalarında işçiyi her zaman koruyacak hükümlere yer vermiştir ilgili kanunda. Bu hükümlerden bir tanesi işverenin kusursuz olduğu hallerde bile işçinin tazminat davası açmaya hakkı vardır.

Bu tazminat davaları işçi ve ailesinin uğradığı zararlar nedeni ile maddi ve manevi tazminat davası, iş kazası nedeni ile işçinin ölümü gerçekleşmiş ise yasal mirasçıları tarafından açılan destekten yoksun kalma tazminat davasıdır. Bu davalara kısaca değinmeden önce ‘iş kazası nedir ve hangi durumlar iş kazası sayılır’ bu hususlardan bahsedersek:

İş Kazası Nedir ve Hangi Durumlarda İş Kazası Sayılır?

İşçinin iş yeti içinde, dışında veyahut işverenin iş yeri dışında verdiği bir görev nedeni ile bulunduğu yerde meydana gelen ve işçiye zarar veren kazalardır. Bu kazalar işçiye bedenen zarar vermek zorunda değildir. İşçinin ruh sağlığını olumsuz etkileyecek, bozacak durumlarda birer iş kazası mahiyetinde sayılır. İş kazası işçinin başına sadece iş yaparken gelmek zorunda değildir. İş ile ilgili olması yeterlidir. Yani işçi kendi evine giderken başına gelen bir olay iş kazası değildir fakat bir yere iş nedeni ile giderken geçirdiği kaza iş kazası mahiyetindedir.

İş Kazası Tazminat Davası Hangi Yetkili ve Görevli Mahkemede Açılmalıdır?

Bu davalar iş kazasının meydana geldiği iş mahkemesinde açılabileceği gibi işverenin ikametgâhında bulunan iş mahkemesinde de açılabilmektedir.

Tazminat Davalarını Kimler Açabilir?

Bu davaları kural olarak zarar gören yan iş kazasına uğrayan işçi işverene karşı açmaktadır. Lakin eğer zarar gören işçi ölmüş veyahut açamayacak şekilde ise- beyin ölümü gerçekleşmiş, koma vb.- yasal mirasçılarından destekten yoksun kalanlar açabilir. Yani anne, baba, çocuklar, eş ve gerekirse kardeşler.

Manevi tazminat davasını zarara uğrayan işçi açabilmektedir fakat işçi ölmeden bu davayı açmış daha sonradan ölmüş ise davayı yasal mirasçıları devam ettirebilir. Açmadan öldüğü vakit davayı yasal mirasçılar açamaz.

İş kazası nedeniyle tazminat davası nasıl açılır?

İş kazası, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 11. maddesi (A) bendinde düzenlenmiştir. Maddede belirtilen beş hal ve durumdan birinde meydana gelen ve sigortalıyı, hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır. Anılan maddede hangi hal ve durumlarda meydana gelen olayların iş kazası sayılacağı belirlenmiştir. Maddeye göre iş kazası sayılan durumlar;

  1. Sigortalının iş yerinde bulunduğu sırada İşçinin ayrıca burada bir iş görüp görmediği, Burada bulunuşu sırasında iş yapıp yapmadığı, Mesai saati içinde bulunup bulunmadığı, Çağrılmış olup olmadığı veya Başka bir hizmet akdi için orada bulunup bulunmadığı önem taşımamaktadır.
  2. İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla (örneğin, çalışırken geçirilen beyin kanaması bir iş kazasıdır),
  3. Sigortalının işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda (örneğin, çalışanın bir müşteriye veya bankaya gönderilmesi halinde meydana gelen bir trafik kazası sonucu yaralanma veya ölüm bir iş kazasıdır),
  4. Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri (örneğin; çalışanı eve götürüp getirmek için verilen servis hizmeti sırasında meydana gelen trafik kazası sonucu yaralanma veya ölüm bir iş kazasıdır)
  • Bu olaylardan birini yaşayan işçi işverene, iş kazası tazminat davalarından olan, maddi veya manevi tazminat davası açabilir. Yaralan işçi kendi adına dava açabileceği gibi, ölen işçi adına bakmakla yükümlü olduğu kişilerde dava açabilir.

İş kazası tazminat davası yetkili mahkeme hangisidir?

İş kazası nedeniyle tazminat, işverenin ikametgahı mahkemesinde veya işin yapıldığı yer mahkemesinde, iş kazasının olduğu yer iş mahkemesinde açılabilir.

İş kazası tazminat davası zamanaşımı ne kadardır?

İş kazası davası 10 yıllık zaman aşımı süresine tabidir. Tazminat alabilmek için öncelikle İş Kazası Avukatları Ankara olarak hukuksal ve danışmanlık alınmalıdır.  İş kazası nedeniyle tazminat davasının avukat desteği ile ilerlemesi veya hukuksal destek alınması hem davanın kazanılması hemde tazminat miktarının yükselmesi açısından önem arz etmektedir. İş kazası tazminat davası için iş mahkemesine,  iş kazası dava dilekçesi ile müracaat edilerek dava açılabilir.

İş Kazası Avukatı Ne Yapar ?

İş kazası tazminat davalarında avukat tutma zorunluluğu yoktur. Ancak İş kazası gerek tazminat davaları gerekese İş kazası ceza davaları sancılı ve uğraştırıcı bir süreçtir. İş kazası Tazminat Davaları ile ilgili sürecin doğru ilerlemesi açısından avukat ile beraber hareket edilmesi veya danışmanlık alınmasını tavsiye ediyoruz. İş kazası tazminat davalarının avukat ile takibinde, dava dilekçelerinin hazırlanması, tazminat miktarlarının tespiti, iş kazası raporunun alınması, işe göremezlik raporuna itiraz, davanın ıslah edilmesi, davanın sürelerinin takip edilmesi, duruşmalarının takip edilmesi dava sürecini kısaltacak, ve mağduriyetin giderilmesi de hızlanmış olacaktır.

İş Kazası Tazminat Davası

İş Kazası Tazminat Davası

Avukat