Atla

Tenfiz Davası


Tenfiz Davası

Tenfiz Davası

Tenfiz Davası

TENFİZ DAVASI - TAZMİNAT - YABANCI MAHKEMEDE YAPILAN YARGILAMADA DAVALI TARAFA ÇIKARTILAN TEBLİGATLARIN DAVALI ÇALIŞANI OLMAYAN KİŞİYE TESLİM EDİLDİĞİ - DAVALI VEKİLİNİN SAVUNMASI ÜZERİNDE DURULARAK SONUCUNA GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREĞİ

ÖZET: Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, davalı vekilince yabancı mahkemede yapılan yargılamada davalı tarafa çıkartılan tebligatların davalı çalışanı olmayan kişiye teslim edildiği, bu suretle tebligatların usule uygun bulunmadığı, savunma hakkının kısıtlandığı savunulmuş, mahkemece bu hususta bir inceleme yapılmamıştır.

Bu suretle, davalı vekilinin savunması üzerinde durularak, yabancı mahkemece davalı tarafa yapılan tebligatların tebliğ edildiği kişinin gerektiğinde SGK ve ticaret sicil kayıtları da incelenmek suretiyle davalı şirket ortak veya yetkilisi ya da çalışanı olup olmadığının belirlenmesi, böylece davalı şirket ile ilgisinin, yapılan tebligatların usule uygun olup olmadığının tespiti, yabancı mahkeme kararının tenfizine ilişkin koşulların sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi.

Varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.

TENFİZ DAVASI UYGULANIR OLMASI KESİNLEŞME ŞARTI 

İtiraz edilen ihtiyati haciz kararı, henüz tenfizine karar edilmemiş bir yabancı mahkeme kararına dayalı olup bu durum ihtiyati haciz istenilmesine engel değil ise de, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için İİK.nın 257. maddesindeki yazılı koşulların değerlendirilmesi gerekir. Dava konusu alacak, kesin nitelikteki bir yabancı mahkeme kararıyla hükme bağlanmış bir alacaktır. Alacak belirli ve muaccel bir alacak olup  İİK 257 vd. maddesinde gösterilen ihtiyati haciz koşullarının oluştuğu anlaşıldığından, ilk derece mahkemesince ihtiyati haczin kabulünde bu yönden bir  isabetsizlik görülmemiştir.

Ne var ki; ilk derece mahkemesince ihtiyati haciz kararına  teminatsız olarak hükmedilmiş ise de, bunun gerekçesi karar yerinde tartışılmamıştır. Yine borçlu vekili, ihtiyati hacze teminat yönünden de itiraz etmiş, itirazın reddi kararında teminat konusu hiç tartışılmamıştır. Oysa, İİK 265.maddesi uyarınca teminata da itiraz edilebilir. İlk derece mahkemesinin teminat alınmamasına dair kararına itiraz edildiğine göre, itiraz kapsamında bu hususun incelenmesi yasal zorunluluktur.

İİK 259.  maddesine göre “İhtiyati haciz istiyen alacaklı hacizde haksız çıktığı taktirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan mesul ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96. maddesinde yazılı teminatı vermeye mecburdur. Ancak alacak bir ilama müstenid ise teminat aranmaz. Alacak ilam mahiyetinde bir vesikaya müstenid ise mahkeme teminata lüzum olup olmadığını takdir eder.” Bu kanun hükmü uyarınca ilama dayalı alacak için teminatsız, ilam niteliğindeki belgeye bağlı alacak için takdiren teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı verilebilir.

İİK 38.maddesinde ilam mahiyetine haiz belgeler sayılmıştır. Bu bağlamda henüz tenfizine karar verilmemiş bir yabancı mahkeme kararı ilam mahiyetinde değildir.  Bu durumda somut olayda, ihtiyati hacze konu yabancı mahkeme kararının ilam niteliğini haiz olmadığının, ancak tenfiz kararı ile birlikte ilam mahiyetini kazanacağının kabulü gerekir. Dolayısıyla ilk derece mahkemesinin teminat alıp almamakta takdir hakkı bulunmamaktadır. Teminatın alınması yasal zorunluluktur. İhtiyati haciz talebi ile birlikte İİK.259/1.maddesi uyarınca teminat göstermesi zorunludur.

Yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda, HMK.nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, itiraz eden vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, bu doğrultuda ilk derece mahkemesinin ihtiyati hacze itirazın reddine ilişkin 14.02.2018 tarihli ek kararının teminat yönünden düzeltilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

SIKÇA SORULAN SORULAR

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; "her ne kadar davalı taraf, İstanbul ... İcra Müdürlüğünde  müvekkili aleyhine 441.885,23 TL'lik bir icra takibi başlatmış ise de, bunun 41.885,23 TL'lik kısmının faizden kaynaklandığını ve müvekkilinin bu miktarda faiz borcu olmadığını, taraflar arasında 18/11/2013 tarihinde Kredi Sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşmede ana paranın 400.000 USD olduğunu, faizin ise %10 olduğunu, ancak bu kredi sözleşmesi incelendiğinde bunun TTK hükümlerine aykırı ve geçersiz olduğunu, zira o dönemde müvekkili şirketin yönetim kurulu üyesi ve imza yetkilisi olan.... isimli şahsın, krediyi veren .... şirketinin de ortağı ve yetkilisi olduğunu,.

Böylece sözleşmeyi imzalayan bu şahsın hem kredi alan hem kredi veren durumunda olduğunu, bunun TTK 395. maddesinde yazılı "şirketle muamele yapma yasağı'na aykırı olduğunu, bu kısmın şirket genel kurulu kararı olmadan sözleşmeyi imzaladığını, o dönemde USD mevduat faizi %2,5, USD kredi faizi %3,58 iken %10 faiz kararlaştırıldığını, böylece kredi veren şirketin menfaatleri önde tutularak, müvekkili şirketin zarara uğratıldığını.

Bu sözleşmenin batıl olduğunu, 400.000 USD alacağa bir itirazları olmadığını ancak %10'luk faiz kararlaştırılmasını kabul etmediklerini," iddia ile asıl alacak imiş gibi yansıtılan 41.885,23 USD'lik faiz tutarı yönünden borçlu olmadıklarının tespitini, konulan hacizlerin kaldırılmasını, davalının mal ve alacaklarına tedbir konulmasını, en az %20 tazminata hükmolunmasını, talep ve dava etmiştir.

KARAR

Türk Ticaret Kanunu 395. Maddesine göre "Yönetim Kurulu üyesi Genel Kurul'dan izin almadan şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz. Aksi halde şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz." Sözleşmeyi yapan şirket yetkilisinin sözleşmeyi bizzat icra etmesi nedeniyle takip tarihine kadar şirketin sözleşmeyle öngörülen fahiş faiz oranından haberdar olduğu kanıtlanmamıştır. Alınan kredinin kullanımı için de aynı durum söz konusu olduğu gibi, kredinin kullanılması nedeniyle krediye itiraz edilmemesi sonradan öğrenilen fahiş faize itiraz edilmesine engel değildir.

Türk Ticaret Kanunu 395.maddesi butlanı ileri sürme hakkını sadece davacı şirkete tanıdığından bunu ileri sürüp sürmemek veya kısmi ileri sürme hakkı da vardır. Önemli olan yetkilinin sözleşme yaparken objektif davranıp davranmadığı noktasında olup öngörülen fahiş faiz nedeniyle davacı şirketin zarar gördüğü açık olduğundan davacının bu yöndeki istinaf talebinin kabulü ve kararın kaldırılması gerekir.

 Dairemizce alınan bilirkişi rapornda: Merkez Bankası'nın bildirmiş olduğu % 3 faiz oranına göre göre davacının sorumlu olduğu faiz miktarı 12.000 USD hesaplandığından  takip konusu faizin 29.885,23 USD bölümüne itirazın kabulüne, bu miktar faiz borcu bulunmadığının tespitine, 12.000,00 USD'ye yönelik talebin reddine, davacı dava açmakta haklı olup kötü niyeti kanıtlanmadığından davalının kötüniyet tazminatına ilişkin talebinin reddine karar verilerek 

ÖZET: Tenfizi istenen hakem kararı kesin olmak üzere karara bağlanmış olup, karara karşı bir üst tahkim mercii bulunmamaktadır. Bunun yanısıra, davalı tarafça dava konusu hakem kararının iptal davasına konu edildiği ileri sürülmediği gibi nihayetinde işbu dava ile hakem kararından haberdar olunduğu halde tenfiz davasına konu hakem kararı hakkında iptal davasının ikame edildiğine ilişkin herhangi bir beyana ya da belgeye dosya kapsamında rastlanılmamıştır.

O halde, dava konusu hakem kararının İngiliz hukukuna göre kesinleşmiş olduğunun kabulü gerekir. Dava konusu yabancı hakem kararının kamu düzenine aykırılık teşkil etmediği de gözetildiğinde ilk derece mahkemesince, koşulları bulunan yabancı hakem kararının tenfizine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.

HMK 33.maddesi uyarınca hukuki değerlendirme mahkemeye ait olduğu ve hukuki konularda bilirkişiye başvurulamayacağı gözetildiğinde bu konudaki istinaf sebebi de yerinde değildir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK 353/1.b.1.maddesi uyarınca, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir. HMK 353/1.b.1.maddesi uyarınca, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Davacı istinaf incelemesine konu iş bu davada haksız rekabet hukuki gerekçesine dayanmış, Paris'te açtığı davada ise sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğradığı zararları ve yoksun kaldığı kârı talep etmiştir.

Paris İstinaf Mahkemesi yukarıda açıklandığı üzere ...hakkındaki davanın husumet yönünden reddini onamış, davalı ... (yeni unvanı ...) yönünden ise; sözleşmenin bitim süresinden önce Aralık 2008 tarihinde sonlandırıldığını, bu tarihten sözleşmenin olağan bitim tarihine kadar olan süre için davacının yoksun kaldığı kârı talep hakkının bulunduğu, bu dönem için davacının yoksun kaldığı kâr miktarının 308.087 Euro olduğunu tespit ederek bu tutarın davalı ...(yeni unvanı... )'den faiziyle birlikte tahsiline, ayrıca, geri alınan ürünler üzerinden brüt marj kaybı olarak 5.336 Euronun tahsiline karar verilmiştir.

Paris İstinaf mahkemesinin kararına göre davacı, tarafı olduğu tek satıcılık sözleşmesinin haksız olarak sona erdirilmesi nedeniyle yoksun kaldığı kar karşılığını almıştır.

Davalı ... (yeni unvanı ... )'ın eylemi, haksız rekabet olarak değil, sözleşmeye aykırılık olarak görülmelidir. Nitekim davacı, sözleşmeye aykırılık nedeniyle uğradığı zararları için Paris İstinaf Mahkemesinden hüküm almış, zararları bu anlamda tazmin edilmiştir.

Davacı, davalı ...... A.Ş.'nin, birleşen dosyada davalı olan yabancı şirketle, davacıya zarar vermek ve davacının sözleşmeden doğan haklarını bertaraf etmek amacıyla  tek satıcılık sözleşmesi imzalamak suretiyle haksız rekabet yaptığını iddia etmişse de; davalının salt davacıya zarar vermek kastıyla hareket ettiğine dair somut kanıt sunulmamıştır. Davalının, davacının tek satıcılık yetkisi bulunduğunu biliyor olması tek başına haksız rekabet oluşturmaz.

Davacının ceza dosyasındaki bilirkişi raporlarının ve bağımsız denetim kuruluşunun raporlarının dikkate alınmadığı yönündeki istinaf sebepleri yönünden; haksız rekabetin varlığının kanıtlanmadığı dikkate alındığında başkaca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir. Ceza yargılamasında, bu bilirkişi raporları değerlendirilmiş ve neticede beraat kararı verilmiştir.

Davacının istinaf gerekçeleri arasında yer alan perdenin aralanması iddiası yönünden;

Davalı ......A.Ş.'nin davadan önce, diğer davalı yabancı şirketlerle organik bağının bulunduğu kanıtlanmadığından, bu şirket yönünden perdenin aralanması iddiası yerinde görülmemiştir.

Davalı yabancı şirketler arasında ortaklık yapısı bakımından organik ilişki bulunduğu anlaşılmakta ise de salt bu durum şirketlerin birlikte hareket ederek davacıya zarar verdikleri iddiasını kanıtlamaya yeterli değildir. Nitekim, davalı yabancı şirketlerin birbirlerinin müşterileriyle ilişkilerine etki edecek derecede birlikte davranmadıkları hususu Paris İstinaf Mahkemesinin husumetten ret kararıyla açıklığa kavuşmuştur.

Davacı, davalı şirketler arasında bulunan organik bağ nedeniyle perdenin aralanması gerektiğini, çünkü tüm davalıların gerçekte tek bir şirket gibi davrandığını ileri sürmektedir. Bu şirketlerden...yeni unvanı .. .. )'nin davacıyla sözleşme ilişkisi bulunduğu dikkate alındığında, eğer perdenin aralanması cihetine gidilirse, tüm davalıların aslında sözleşme ilişkisinin tarafı olduğunun da kabulü gerekir. Çünkü, eğer tüm davalılar birlikte hareket eden tek bir şirket gibi değerlendirilirse, tüm yabancı şirket davalılar, sözleşme ilişkisinin tarafı olarak kabul edilmelidir. Sözleşmenin ihlali nedeniyle açılan dava ise Paris İstinaf Mahkemesince hükme bağlandığına göre, perdenin aralanması, davacı yönünden ilave bir hak kazandırmayacaktır.

Dosyaya sunulan bilirkişi raporları ve uzman görüşleri HMK.m.282 uyarınca mahkemece serbestçe değerlendirileceğinden, ilk derece mahkemesinin yaptığı inceleme ve tahkikat yeterli görülmüş, bu konudaki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.


BİZE YAZIN

Av. İlkay Uyar Kaba
Av. İlkay Uyar Kaba

2006 yılında Ankara merkezli kurulan hukuk bürosunun kurucu Avukatı'dır. Hukuk alanında Başarının bir ekip işi olduğuna inanarak, personellerini belli alanlarda uzmanlaşmasını sağlamak için departmanlar kurularak branşlaşmaları sağlanmıştır.Hukuk Büromuz Aile hukuku ve Tazminat hukuku konularında, uzun yıllara dayanan dava çeşitliliği nedeniyle kararlardan oluşan geniş arşive sahip olup, bir çok davada almış olduğu önemli kararlar örnek içtihatlar olarak yayınlanmıştır.Hukuk departmanları olan icra, tazminat, iş kazası, genel dava, tüketici bölümlerinde oluşan her biri kendi alanında tecrübe edinmiş avukat ve yardımcı personeller görev yapmaktadır. Kendine güvenmek başarmanın yarısıdır. Başarı ise karşınızda ki kişiye güven verir. Başarı ve güvenin olduğu yerde olursanız doğru yol almanız kolay olur. İ.K.

İLGİLİ KONULAR
YORUMLAR
Yorum Bırak