İş Davası Nasıl Açılır

İş Mahkemelerinde davanın açılması iki şekilde olmaktadır. Doğrudan doğruya davacının dava açması mümkün olduğu gibi, idari makamlara yaptığı başvurunun iş mahkemesine başvurması ile dava açmış olur. Doğrudan doğruya davacının dava açabilmesi için mahkemeye bir dilekçe vermesi gerekir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. Maddesinde iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulünün uygulanacağı belirtilmektedir. HUMK. Md. 474/1’ deki “şifahen müracaat” deyimleri ile söz yargılama usulünde davanın şifahen açabileceği gibi bir anlam çıkmakta ise de, bunun hemen arkasında taraflar veya davacı tarafından yazılmış bir dava zaptı verilmesi koşuluna yer verilmiştir. Ancak böyle bir yolun izlenmesi de sözlü usulde davanın yazılı olarak açılması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Gerçekten Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu sözlü olarak dava açmak hakkını sadece yazı bilmeyenler için tanımaktadır. Anılan Kanunun “dava zaptı” dediği aslında bir dava dilekçesidir (HUMK. M. 474/) .

Davadan feragat sadece davaya konu olan dönemle sınırlı bir etkiye sahip olup davacının daha sonraki dönemler için istekte bulunmasına engel bir durum yoktur. Yargıtay bir kararında “Davacı işçi toplu iş sözleşmesi uyarınca 1.7.2001 tarihinde yürürlüğe giren ücret artışının uygulanmadığını ileri sürerek, iş sözleşmesinin feshedildiği 4.7.2002 tarihine kadar olan dönem için fark isteklerinde bulunmuştur. Mahkemece davacının daha önce açmış olduğu davadan feragat ettiği ve bu nedenle davanın reddine karar verildiğinden söz edilerek kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı, daha önce 17.1.2002 tarihinde açmış olduğu davada 1.7.2001 – 31.12.2001 tarihleri arasında kalan dönem için ücret artışından kaynaklanan fark isteklerinde bulunmuştur. Bu davadan davacının feragat ettiği anlaşılmaktadır. Davadan feragat sadece davaya konu olan dönemle sınırlı br etkiye sahiptir. Davacının 1.1.2002 tarihinden sonraki dönemler için istekte bulunmasına engel bir durum yoktur. Toplu iş sözleşmesine dayanan istekler yönünden 1.1.2002 tarihinden fesih tarihine karar olan dönem için bilirkişi tarafından hesaplama yapılmıştır. Anılan rapor bir değerlendirmeye tabi tutulmak suretiyle isteklerin kabulüne karar verilmelidir.”.

İşçi ücret alacağının hüküm altına alınmasını isteyip hangi dönemler için ve ne miktar alacağı olduğunu belirtmediğinde, ödenmeyen tüm ücretlerin hüküm altına alınabileceğine Yargıtay oy çokluğuyla verdiği kararlarda “İşçi ücret alacağının hüküm altına alınmasını isteyip hangi dönemler için ve ne miktar alacağı olduğunu belirtmediğinde ödenmeyen tüm ücretlerin hüküm altına alınabileceği yolunda Yargıtay oy çokluğuyla karar vermiştir.

Davacı, dava dilekçesinde ücret alacağının hüküm altına alınmasını istemiştir, ancak hangi dönemler için ve ne miktar alacağı olduğunu belirtmemiştir. Mahkemece davacının bu alacak kalemi hususundaki beyanı da açıklattırılmamıştır. Öte yandan, hesap bilirkişisi raporuna karşı verdiği 7.10.2005 tarihli itiraz dilekçesinde, ücret alacağının (Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos 2004 tarihleri) son 8 aylık dönem için olduğunu belirtmiştir. Mahkemece davacının bu dilekçesinin 16.11.2005 tarihli son duruşmada davalı tarafa tebliğ edilmiş olduğu da anlaşılmaktadır. Davalı işveren ise davacıya davalının iddia ettiği dönemleri kapsayan son 8 aylık ücretlerinin ödendiği herhangi bir delil ile kanıtlayamamıştır. Buna rağmen davacının son 8 aylık ücret erine son 18 günlük ücretinin ödenmediğinin kabulü ile hüküm kurulmuş olması hatalı olup, hükmün bu nedenler bozulması gerekmiştir.” Denilmiştir.

İş davası her işçi için ayrı ayrı açılır ve bakılır. Yargıtay bir kararında, işe iade davalarının özelliği gereği iş güvencesinden yararlanma koşullarının, geçerli neden kavramı ile işe başlatmama tazminatının her işçi yönünden değerlendirilmesi gerektiğinden ayırma kararı verilmesi için bozmaya gitmiştir.

İş Davası Nasıl Görülür – İlk İtiraz Nasıl Yapılır

İş mahkemesinde sözlü yargılama usulü uygulanmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yazılı yargılamada cevap için belli bir süre tanınmış ve en geç belirlenen tarihe kadar cevap verilmesini şart koşmuştur. Sözlü yargılama usulünü diğer yargılama usullerinden ayıran en önemli fark, davaya cevap süresinin ilk duruşmaya kadar olması olup, sözlü yargılama usulünde on gün gibi, gün ile belirli bir cevap süresi bulunmamaktadır.

Davanın başlangıcında ve hepsi birlikte ileri sürülmesi gereken ilk itirazlar şunlardır: Türkiye’de ikametgahı bulunmayanlardan teminat istenmesi, yetkisizlik iddiası, açılan davanın diğer bir mahkemede görülmekte olan diğer bir dava ile bağlantı iddiası, dava dilekçesinin veya davetiye belgesinin veyahut cevap dilekçesinin düzenlenmesinde yasal noksanlar bulunduğu veya tebliğin yöntemine uygun olmadığı iddiası, karşılık davanın kabule değer bulmadığı iddiasıdır. İlk itirazlar davanın başlangıcında esasa girişilmezden önce hep birlikte ileri sürülmezse bir daha dinlenmez. Haklimin kendiliğinden göz önüne alması kanunen gereken hususlarla, Türkiye’de ikametgahı bulunmayanlardan teminat istenmesi durumu saklıdır.

Öte yandan, sözlü yargılama usulü uyarınca ilk celsede itirazı iptidaiyede bulunmak isteyen davalı bunları esas davaya girişmezden önce ve hepsini birden sözlü olarak beyan etmek zorundadır (HUMK. m.478). oysa, yazılı usulün uygulandığı asliye hukuk mahkemesinde davalı dava dilekçesinin kendisine tebliğ tarihinden on gün veya hakim tarafından bir süre tayin edilmiş ise o süre içinde mahkeme kalemine bildirmek ve bir örneğini de davacıya tebliğ ettirmek zorundadır (HUMK. m. 195).

İş mahkemesinde de kesin süre içinde yapılması gereken usul işlemi, bu süre geçtikten sonra yapılamaz. İlk itirazlar yukarıda da örneklediğimiz gibi, diğer taraf muvafakat etse bile yasada gösterilen zamandan sonra ileri sürülemezler.

İş mahkemelerinde defilerin ileri sürülüş zamanı yukarıda da belirtildiğimiz gibi kural olarak ilk duruşmaya karar olmakla birlikte örneğin, zamanaşımı veya takas ve mahsup defi ilk oturumdan sonra yapılmasına rağmen karşı taraf buna karşı süresinde yapılmadığı yolunda bir itirazda bulunmadığı taktirde, bu defilerin incelenerek karar verilmesi gerekir. Hukuk usulü Muhakemeleri Kanununun 187-188. Maddeleri ile 202. Maddesi hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden bu sonuca ulaşabiliriz. Ancak iş davası genellikle fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak suretiyle kısmi dava olarak açılmaktadır. Kısmi dava konusu alacaklar için davalı taraf zamanaşımı definde bulunmamış olsa da davacı tarafından daha sonra ek dava açıldığı taktirde cevap dilekçesinde veya ilk celsede dava dilekçesi tekrarlanana kadar usulüne uygun şekilde zamanaşımı defini ileri sürülebilir. Yargıtay bir kararında davacının ek davanın açıldığı tarih itibarıyla davaya konu olan fazla çalışma, hafta tatille ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının bir kısmı zamanaşımı defi üzerinde durulmadan ve bu konuda ek rapor alınmaksızın karar verilmesini bozma nedeni kabul etmiştir.

İlk itirazda bulunma süresi kesin ve hak düşürücü süre niteliğinde olduğundan, davalı tarafından ilk oturumda ileri sürülmesi zorunludur. Davalı taraf duruşmaya gelmemiş veya mazeret bildirip hakkını saklı tutmuş veya ilk oturuma gelip fakat dava dosyasını incelemek isteyip mahkemeden de bu şekilde süre almış ise, sonraki oturumda ilk itirazda bulunma hakkı düşmüş ve itiraz süresi geçirilmiş olur. Zira iş mahkemesinde sözlü yargılama usulü uygulandığı gibi, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7.maddesi uyarınca taraflar veya vekillerinden birisinin gelmemesi, yargılamaya devam olunmasına ve esas hakkında hüküm verilmesine engel olmaz.

İş mahkemelerinde açılan davalarda genellikle, fazla haklar saklı tutularak, kısmi dava açılmalıdır. Kısmi davadan sonra açılan ek dava dilekçesi de HUMK 179. Maddesinde düzenlenen esaslara uygun olmalıdır. Ancak, ek dava kısmı davadan bağımsız olduğu için, faiz başlangıcında ilk dava değil, ek dava konusu haklar için ek dava tarihi esas alınır. Kısmi dava, geri kalan miktar için açılmış davada zamanaşımını kesmez. Bu nedenle zamanaşımı definde olduğu gibi, HUMK 179. Maddeye aykırı açılan bir ek dava HUMK 187/7 maddesindeki yaptırımla karşı karşıya kalır. Ek davanın 179. Maddeye aykırı düzenlenmesi kısmi davada değil ek davada ilk itiraz olarak ileri sürülebilir. Kısmi davanın içinde usulüne uygun olarak yazılmayan ve harcı yatırılmayan dava dilekçesi ile dava açılması söz konusu olamaz.

İş Davası Nasıl Açılır – Karşı Cevap Dilekçeleri Nasıl Verilir

İş mahkemesinde duruşma açılana kadar davalı ilk itirazları ile birlikte dava hakkındaki cevabını ve varsa karşı delillerini yazılı olarak bildirebilir.

İş mahkemesinde ilk itirazların öncelikle ve esasa girilmeden incelenerek sonuçlandırılması gerekir. Kural olarak ilk itirazların iddia ve savunmanın ilk oturumda yapılması gerekir ise de; işin niteliği gereği davalı tarafın cevaplarının sözlü veya yazılı olarak düzenlenmesinin zor olduğu veyahut olağanüstü sebeplerden dolayı mümkün olmadığı anlaşılırsa davalıya duruşma günü ek süre bir süre verilebilir. Davalı taraf yargılama oturumunda esasa girişmezden önce bu yoldaki özrünü bildirerek sürenin uzatılmasını istemesi gerekir (HUMK m. 198). İş mahkemesinde sözlü yargılama usulünün uygulanması HUMK. m. 197-198’ in dışlanmasını gerektirmez. Zira, davalı ser halinde açılmış bazen yüzden fazla iş davalarına karşı dava tarihine kadar cevap hazırlamakta yada haine avukatları idareden  bilgi almakta gecikebilmektedir. Ancak davalı taraf ilk itirazlarını ilk celsede sözlü olarak bildirmek ve her ihtimale karşılık zamanaşımı, derdestlik, dava dilekçesinin usulüne uygun olmadığı yolundaki iddialarını, cevabı yukarıdaki sebeplerle hazırlayamadığı halde bildirmek zorundadır.

Davalı davalıya karşı sözlü olarak cevap verse de cevap dilekçesinde, karşılık davada dahil olmak üzere bütün iddia ve savunmaları ile sebeplerini birlikte bildirmeye mecbur bulunmaktadır. Zira, davalı cevap dilekçesini karşı tarafa tebliğ ettirdikten sonra onun izni olmaksızın savunma sebeplerini genişletemez veya değiştiremez. Bunun istisnası iş davaları yönünden sadece ıslah durumudur. İşyeri devredilse de bu durum davayı etkilemez (HUMK. 202).

Davalı ilk itirazlarını ve savunmasını ilk oturumda yazılı olarak bildirirse cevap dilekçesi okunup mutlaka bir suretinin davacıya verilmesi gerekir ise de tek olarak mahkemeye verilen cevap dilekçesi sözlü yargılama usulü uygulandığından iş mahkemesinde dilekçe okunarak davacı tarafın cevap ve ilk itirazları öğrenmeleri sağlanır. Dava dilekçesinin kanuni unsurlarından yoksun olduğu, böyle bir tutum içine girerek sadece mahkemeye tek nüsha cevap dilekçesi verilmesi halinde hakim tarafından davalıya süre verilerek cevap dilekçesinin davacıya tebliğine karar verilmesi gerektiği yolundaki görüşe katılmak güçtür. Gerçekten HUMK m. 478’ e göre, belirlenen ilk oturumda, ilk itirazlarda bulunmak isteyen taraf bunları davanın esasına giderilmeden önce yazılı veya sözlü olarak belirtir ve bunlar hadise gibi çözümlenir. Öte yandan, muhakemenin cereyanı sırasında ortaya çıkan hadiseler de sözlü olarak ileri sürülür (HUMK. m. 483).

Ancak, hep birlikte bildirilmesi gereken savunmalardan birkaçının bildirilip geri kalanının saklı tutulması mümkün olmadığından, saklı tutulan savunma sonradan ileri sürüldüğünde, savunmanın genişletildiği yolundaki itiraz geçerli sayılır.

Sözlü yargılama usulünde davaya cevaptan önce yapılmış ise, ilk itirazlar hadise şeklinde çözümlenene kadar davalı, ilk itirazda bulunduğu duruşmadan sonraki oturumda cevap verebilir.

İş Davası Nasıl Açılır – Karşılıklı Dava Nasıl Görülür

İş Mahkemesinde kural olarak tek celsede karar verilmesi 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. Maddesinde düzenlenmiştir. Ancak, davalı davayı karşılık davada bulunmuş ise iş mahkemesi hakimi davanın başka bir güne ertelenip ertelenmeyeceğine karar verir (HUMK. m. 480).

Karşılık olarak dava olunan şeyin miktar veya değeri iş mahkemesinin görevini etkilemez. Ancak, karşılık davaya bakmaya iş mahkemesinin görevli olması gerekir. Usul ekonomisi yönünden işçilik haklarıyla ilgili olmasa da hizmet akdinden doğan uyuşmazlıklar için özel ihtisas mahkemesi olan iş mahkemesinde karşılık davaya bakılması gerekir.

Karşılık davanın asıl davaya ilişkin çağrı kaydının tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde diğer davalarla uygulanan yöntem çerçevesinde açılması, bu süre içinde açılmazsa karşılık davanın ileri sürülmemiş sayılması düşünülmelidir.