Atla

Ses Kaydı Delil Olur Mu


Ses Kaydı Delil Olur Mu

Ses Kaydı Delil Olur Mu

Ses Kaydı Delil Olur Mu?

Evlilik birliğinin devam ettirilebilmesinin olanaksız hale geldiği evliliklerin Türk Medeni Kanunu çerçevesinde sonlandırılabilmesi mümkündür. Özellikle de evlilik birliğini temelden sarsacak etkenlerin geçerli boşanma nedeni olarak görüldüğü Türk Medeni Kanunu kapsamında belirtilmiş olan boşanma nedenleri üzerinden evlilik birliğini kuran tarafların başvurusu ile boşanma davacı açılabilmektedir. Günümüz Türkiye’ sinde boşanma davalarında neden olarak en sık görülen nedenlerden birisi de aldatma eylemi ve buna dayalı aldatmalı boşanma davalarıdır. .

Evlilik birliğinde taraflardan birisinin karşı tarafı evlilik birliği dışındaki üçüncü bir şahıs ile cinsel birliktelik ile aldatması halinde aldatma nedeni ile boşanma hakkı aldatılan eşte bulunmaktadır. Bu kapsamda boşanma davalarında, davayı açan taraf söz konusu boşanma nedeni olarak ileri sürdüğü konuyu ispatlamakla yükümlüdür. Bu konuya ilişkin olarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından ‘özel hayatın gizliliği ihlal edilerek, hukuki açıdan uygun olmayan biçimde elde edilen ses kayıtlarına dair CD’ nin’ boşanma davasında hükme esas alınamayacağı kararını aldı.

 

Ses Kaydı Delil Olur Mu

Örnek Yargıtay Kararında Ses Kaydı Kararı

Söz konusu boşanma davası dosyası kapsamında evlilik birliğinin sonlandırılması amacı ile mahkemeye başvuruyu yapan davacı erkek, boşanmak istediği karısının haberi olmadan evliliklerine dair ses kaydı oluşturdu. Eşine boşanma davası açan koca, bu söz konusu ses kayıtlarını da bir CD’ ye aktararak, açmış olduğu boşanma davasındaki iddiasının somut delili olarak mahkemeye sundu.

Telefon Kayıtları Boşanma Davasında Delil Kabul Edilir Mi?

Yerel mahkeme tarafından davacı erkek tarafın davalı olan kadın tarafın haberi olmadan bu ses kayıtlarının özel hayatın gizliliğini ihlal ederek elde etmiş olduğu kararını vererek, sunulan bu delili geçersiz saydı. Delilleri hukuka uygun olmayan şekilde ele geçirilmiş olarak kabul eden mahkeme, bu delillerin mahkeme kararı hükmü açısından baz alınamayacağını açıklayarak, davacı erkeğin eşinden boşanma davasına ret yanıtı verdi.

Ses Kaydı İle Yüksek Yargı Kararları

Bunun üzerine söz konusu boşanma davası temyiz’ e gitti. Temyiz’ de Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından da yerel mahkeme tarafından alınan kararı yerinde bularak, bu kararı oybirliği ile onadı.

Davacı olan erkek tarafın boşanma davası dosyasına sunmuş olduğu ses kayıtlarına dair CD’ nin, kadının özel hayatının gizliliği ihlal edilecek şekilde hukuki yönden aykırı biçimde elde edilmiş olduğunun anlaşıldığı ve bu sebep dolayısı ile de karar hükmünde esas alınamayacağı kararı alındı.

Ses Kaydı Delil Niteliği

 

Yargıtay tarafından alınan son 2 yıldır bu yönde karar vermiş olduğu ve gizli şekilde, eşin haberi olmadan ses ve görüntü kayıtlarını boşanma davalarında alınacak hüküm açısından esas alınamayacağı bildiriminde bulunuyor. Bu sebep ile yerel mahkeme tarafından alınan boşanma davası reddi Yargıtay tarafından da onanarak, boşanma davası ret kararı uygulandı.

Bu yüzden boşanma davalarına ilişkin olarak kişilerin öne sürecekleri iddialarına ilişkin olarak hangi delilleri değerlendirebilecekleri konusunda daha net ve açık bilgiye sahip olabilmesi ve dava sonucunda olumsuz sonuç almasının engellenebilmesi için profesyonel bir boşanma avukatı veya hukuk bürosu desteği alınması öneriliyor.

Telefon Konuşmalı Ve Sms Kayıtlarında Detay İçerik Alınır Mı?

Boşanma davalarında en çok merak edilen konu telefon konuşma detayları veya sms içerikleri Gsm şirketlerinden alınır mı. Gsm şirketinden istendiği takdirde içerikler verilir mi?

Aslında bu sorunların hepsine karşılığına cevap verecek olursak hayır diyebiliriz. Konuşma ve sms detaylarını ancak bir suç unsuruna karşı dinleme veya savcılıkça bir talep varsa buda resmi kararla yapılması durumunda kayıt tutulmaktadır. Bunun dışında Gsm şirketlerine bu konuda yapılacak başvurular sonuçsuz kalmaktadır.

SIKÇA SORULAN SORULAR

Yargılamaya konu olayda; katılan, 05/02/2012 tarihinde sanığın kendisine hitaben “şerefsizsin, karaktersiz bir insansın” demek sureti ile hakaret ettiğini beyan etmektedir. Ancak suçun işlendiği bu tarihte suçla ilgili herhangi bir yasal başvuru yapmak yerine ertesi gün olan 06/02/2012 tarihinde sanığın yanına tekrar giderek onun bilgisi haricinde önceden görüşmeyi kayıt altına almaya başlamıştır. Sanığa 06/02/2012 tarihli görüşme içeriğinde henüz sanığın bir hakaret söylemi yokken “abi sen bana neden karaktersiz” diyorsun ki demek sureti ile onun kendisine tekrar hakaret etmesi durumunda bunu kayda almayı amaçlamıştır. Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğu itiraza konu edilen kararımızda da belirtilmiştir. Oysa burada kişiler arasındaki görüşmenin ani gelişen bir durum olmadığı, katılanın amacının bir gün öncesinde sanığın kendisine hakaret ettiği iddiasını delillendirmek olduğu, ihlal edilen menfaat ile korunan menfaat dengesinde, sanığın özel hayatının gizliliğinin ve hayatının gizli alanının korunması hakkının ağır basan menfaat olduğu dolayısıyla Mahkeme tarafından hükme esas alınan görüşme kaydının hukuka uygun bir delil olmadığından hükme esas alınamayacağı anlaşılmaktadır.

Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesinin TCK'nın 133/1. maddesinde; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesinin aynı Kanunun 133/2. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlandığı, söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK'nın 133/1. maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylemin aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği; elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani; fayda veya avantaj sağlanması; bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesinin TCK'nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlandığı, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile TCK'nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eyleminin suç olarak düzenlendiği,

Belirli veya belirlenebilir iki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmemeleri gerektiği yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, gizliliği sağlamaya özen gösterip, elverişli araçlar (internet, telefon, telsiz, faks, mektup, telgraf, kağıt vb.) ve ortak semboller (söz, yazı, işaret vb.) aracılığıyla paylaştıkları bilgi, düşünce, duygu ve tutumlarının; özel hayata ilişkin olsun ya da olmasın, başka kişi veya kişiler tarafından, özel bir çaba gösterilerek, doğrudan veya dolaylı şekilde (zarfı açılmadan ışığa tutulan mektupta olduğu gibi), okunmak veya dinlenmek suretiyle öğrenilmesi eyleminin TCK'nın 132/1-1. cümlesinde; anlaşılabilir olsun ya da olmasın, başkalarının haberleşme içeriklerinin kaydı, yani; yazı, ses, görüntü, özel işaretler gibi ortak sembollerin, başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; ses veya görüntünün, manyetik bant üzerine, yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, kopyasının alınması, elektronik iletinin taşınabilir belleğe veya CD'ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi eyleminin TCK'nın 132/1-2. cümlesinde haberleşmenin gizliliğini ihlal başlığı altında suç olarak tanımlandığı, bu madde kapsamında yer verilmeyen kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini kaydetmesi eyleminin, koşulları bulunduğu takdirde, aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği; haberleşme içeriklerinin, haberleşmenin muhatabı olan diğer kişi tarafından, belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan aleni bir ortamda, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması eyleminin TCK'nın 132/3. maddesinde tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirileceği,

Bu açıklamalar ışığında; sanığın sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yaptığı haber içerikli bir internet sitesinde, daha önce farklı internet sitelerinde yayımlanan katılan ...'a ait telefon görüşmelerinin, “...’den ... hakkında şok sözler” başlığı ile ve metin halinde yayımlanmak suretiyle sanığın TCK'nın 133/3. maddesinde tanımlanan kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanığın tarafı olmadığı ve telefon ile yapılan bir görüşmeyi yayımlaması eyleminin TCK’nın 132/2. maddesinde tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebileceği, ancak;

Haber içeriğinin görünür gerçeğe uygun ve güncel olması, kurucusu olduğu yasa dışı örgüt ve daha önce kendi rızası dahilinde paylaşılan konuşmaları nedeniyle kamuoyu tarafından bilinen katılanın, seskayıtlarına yansıyan ve geneli ilgilendiren konulara ilişkin açıklamaları hakkında haber yapılmasında, katılanı takip eden kitlenin onu daha iyi tanıması açısından meşru bir çıkar, kamu yararı ve toplumsal ilginin bulunması, haberde kullanılan ifadelerin, habere konu olaylarla fikri bağlantısının bulunması, haberin verilişinde tahkir edici bir dil kullanılmayıp, ölçülülük ilkesinin ihlal edilmemiş olması karşısında, yayımlanan haberin, basının haber verme hakkı sınırları içerisinde kaldığı, haber verme hakkının, bilgi edinme, bilgiyi yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratmanın yanı sıra, habere ulaşmayı da kapsadığı dikkate alındığında, söz konusu haberin, yasa dışı faaliyetlerle kaydedildiği sabit olan ses kayıtlarına dayalı olarak hazırlanmış olmasının, tek başına, eylemin hukuka aykırı olması sonucunu doğurmayacağı ve konunun kamuoyuna aktarılması sırasında hukuka uygun çerçevenin dışına çıkılmadığı anlaşıldığından, sanık hakkında beraat kararı verilmesine dair yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılama sonunda, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 28.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Dava ve Karar: Görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanıkların beraatine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Gerekçeli karar başlığında, 10.09.2010 olan suç tarihin “21.03.2012” şeklinde gösterilmesi, mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım yanlışlığı olarak kabul edilmiştir.

Sanıkların, katılan ve ailesi ile olan tartışmaları sırasında ses ve görüntü kaydı aldıkları olayda sanıkların eylemin özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında kaldığına ilişkin değerlendirmede bir isabetsizlik görülmemiştir.

Katılan vekilinin haksız ve hukuka aykırı olarak karar verildiğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Katılanın 15.05.2014 tarihli duruşmada sanıkların kayıt yaptıkları tarihin 10.09.2010 olduğunu ve kendisinin de bu kayıtların yapıldığını farkettiğini ve sanıkları kayıt yapmamaları konusunda uyardığını bilahare sanıklara noter vasıtası ile ihtarda bulunduğunu beyan etmesine karşın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesi kapsamında kalan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun aynı Kanun’un 139. maddesi uyarınca takibi şikâyete bağlı suçlardan olmasına nazaran katılanın faili ve fiili öğrendiği tarih olan 10.09.2010 tarihinden sonra vekili aracılığı ile 21.03.2012 tarihinde altı aylık şikayet süresini geçirdikten sonra sanıklar hakkında şikayette bulunduğunun gözetilmemesi,

Dosya içeriğine göre de CMK’nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar bulunmadığı nazara alınarak, kovuşturmada şikayet koşulunun gerçekleşmemesi nedeniyle sanıklar hakkındaki davanın düşmesine karar verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince sanıkların beraatlerine karar verilmesi,

Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; sanıklar hakkındaki davanın TCK'nın 134, 139/1, 73/1 ve CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince DÜŞMESİNE, 29.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yerel Mahkemece verilen hüküm duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 02/02/2017 tarihli görevsizlik kararı ile Dairemize gönderilmekle, sanık ve savunmanının duruşma gününden usulen haberdar edildikleri halde duruşmaya gelmedikleri ve bir mazeret de bildirmedikleri anlaşılmakla, adı geçen sanık yönünden duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

I-) Sanık ... hakkında katılan ...'e karşı hakaret suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;

6217 sayılı Yasanın 23. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 272/3-a bendi uyarınca, hükmolunan para cezasının miktarı bakımından hükmün temyizi olanaklı bulunmayıp kesin nitelikte olduğundan 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca sanık ... ve savunmanının temyiz isteminin tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,

II-) Sanık ... hakkında katılan ...'ya karşı çocuğun cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli yağma suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemelerine gelince;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, kararın dayanağı gerekçeye ve takdire göre, sanık ... ve savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve yasaya uygun ve takdire dayalı bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,

III-) Sanık ...'in katılan ...'e karşı şantaj suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

Olay tarihinde gündüzleyin saat 11:30 sularında okul arkadaşı olan yakınanlar ... ve ...., yolda meyve bahçesinde sohbet ederlerken sanığın yanlarına gelip “Siz ne ayaksınız?” diyerek yakınanlara sataştığı, mağdurların sanıktan uzaklaşıp yakındaki metruk binaya doğru yürümeleri üzerine sanığın arkalarından gelerek yakınan E..'a “Sizin görüntünüzü aldım, 5.000 TL verirseniz silerim” derken bıçağını gösterdiği; sonra yakınanlara “Ben ilk yanınıza geldiğimde size fark ettirmeden ses kaydınızı aldım, 5.000 TL verirseniz silerim” demesi üzerine yakınanların “kötü bir şey yapmadıklarını” beyan ettiği, yakınan G..'in kolundan tutup “Birlikte yıkık eve gidip orada telefon kaydını sileriz” diyerek yakınan G..'i metruk eve çekip orada cinsel saldırıda bulunarak cüzdanındaki 5 TL parasını zorla alan sanığın amacının başından beri mağdur ...'ya karşı cinsel saldırı, cinsel amaçlı hürriyeti tahdit ve mağdurlara karşı yağma suçlarını işlemek olup bu doğrultuda ve bir plan dahilinde başlayıp gelişen eylemlerinin ayrıca mağdur ...'e karşı tehdit suçunun özel bir görünüm şekli olan şantaj suçunu oluşturmayacağı mağdur ... ve G..'e karşı sarf edilen şantaj içerikli ifadelerinde kastın yağma, cinsel saldırı, cinsel amaçlı hürriyeti tahdit suçları içerisinde kaldığı düşünülmeden ayrıca mağdur ...'e karşı şantaj suçundan sanık hakkında TCK'nun 107. maddesi ile uygulama yapılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ve savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 11.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Dava ve Karar: Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: 

Gerek sanığa ait adli sicil kaydına gerek dosya içerisine konulan ilam örneklerine göre; sanık hakkında silahla tehdit suçundan verilen 07.10.2010 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle açıklanmasına ve erteli 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 16.11.2012 tarihinde kesinleşen Eskişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.10.2012 tarihli, 2009/549-2010/644 sayılı ek kararının tekerrüre esas alındığı anlaşıldığından, tebliğnamedeki, “Sanık hakkında uygulanan TCK'nın 58/6. maddesinin dayanağı Eskişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/549 esas sayılı dava dosyasında, sanığa verilen 1 yıl 3 ay hapis cezasına dair hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının tekerrüre esas alınamayacağı ve sanığın başka da tekerrüre esas alınacak mahkumiyeti bulunmadığının gözetilmemesi” nedeniyle hükmün bozulmasını öneren (1) numaralı görüşe iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın ve sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- Dosya kapsamına göre; evli olan mağdur ... ile bekar, mağdurdan 9 yaş küçük ve erkeksi tavırları olan sanık ...akraba olup, mağdurun hastaneye yatırıldığı dönemde telefonla mağduru arayan sanığın, mağdurla aralarında mevcut olan ve lezbiyenlik olarak tanımlanan ilişkinin varlığı ile süreci hakkındaki konuşmalarını gizlice kaydederek, bilgisayarına yüklediği bu ses kaydını, mağdurla duygusal boyutta arkadaşlık ilişkilerinin olduğuna inanmayan ve mağdurun kızının nişanlısı olan tanık A.'ye dinletip, ses kaydının tanık A. tarafından taşınabilir belleğe aktarılarak kopyasının alınmasına izin verdiği olayda;

Sanığın, tarafı olduğu içeriği özel haberleşme içeriklerini kaydetmesi ve ses kaydını belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan aleni bir ortamda ifşa etmemesinden dolayı TCK'nın 132. maddesinin 1 ve 3. fıkralarında tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşmemesi nedeniyle iddianamede tarifi yapılan ve sübut bulan eylemlerine uyan görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı TCK'nın 134/1-1 ve 134/1-2. madde, fıkra ve cümleleri, görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı TCK'nın 134/2-1. madde, fıkra ve cümlesi gereğince mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle sanık hakkında TCK'nın 132. maddesinin 3. fıkrasında tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan dolayı mahkumiyet hükmü kurulması,

2- Kabul ve uygulamaya göre de:

a) 5560 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değişik CMK'nın 253/1-a madde, fıkra ve bendi gereğince uzlaşma kapsamında olan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu hakkında soruşturma evresinde CMK'nın 253. maddesi uyarınca sanıkla mağdur arasında uzlaştırma işlemi sağlanmadan dava açılması, yargılama aşamasında da aynı Kanun'un 254. maddesi uyarınca bu eksikliğinin giderilmemesi, kanuna aykırı,

b) Sanık hakkında TCK'nın 53. maddesi tatbik edilirken, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, aynı Kanun'un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 24.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


BİZE YAZIN

Av. İlkay Uyar Kaba
Av. İlkay Uyar Kaba

2006 yılında Ankara merkezli kurulan hukuk bürosunun kurucu Avukatı'dır. Hukuk alanında Başarının bir ekip işi olduğuna inanarak, personellerini belli alanlarda uzmanlaşmasını sağlamak için departmanlar kurularak branşlaşmaları sağlanmıştır.Hukuk Büromuz Aile hukuku ve Tazminat hukuku konularında, uzun yıllara dayanan dava çeşitliliği nedeniyle kararlardan oluşan geniş arşive sahip olup, bir çok davada almış olduğu önemli kararlar örnek içtihatlar olarak yayınlanmıştır.Hukuk departmanları olan icra, tazminat, iş kazası, genel dava, tüketici bölümlerinde oluşan her biri kendi alanında tecrübe edinmiş avukat ve yardımcı personeller görev yapmaktadır. Kendine güvenmek başarmanın yarısıdır. Başarı ise karşınızda ki kişiye güven verir. Başarı ve güvenin olduğu yerde olursanız doğru yol almanız kolay olur. İ.K.

İLGİLİ KONULAR
YORUMLAR
Yorum Bırak