Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Zamanaşımı

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Zamanaşımı yargıtay incelemesinde;

5237 sayılı TCK’nun 66. maddesinde, kanunlarda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş seneden fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezalarını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz sene olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı kanunun 67/4. maddesi uyarınca kesen bir nedenin bulunması halinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.

Ceza Genel Kurulunun 26.06.2012 gün ve 978-250 ile 23.01.2007 gün ve 254-5 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hallerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, re’sen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.

Yargıtay Kararı – Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Zamanaşımı

T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas: 2013/11-414 Karar: 2014/418 Karar Tarihi: 14.10.2014

RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU – ASLİ DAVA ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN DOLMUŞ OLMASI NEDENİYLE YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI İTİRAZININ DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜ – KAMU DAVASININ RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU YÖNÜNDEN VAKİ ZAMANAŞIMI NEDENİYLE DÜŞTÜĞÜ

ÖZET: Asli dava zamanaşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün resmi belgede sahtecilik suçu yönüyle gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak kamu davasının resmi belgede sahtecilik suçu yönünden vaki zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesince 30.04.2012 gün ve 18843-7158 sayı ile; “II- Resmi belgede sahtecilik suçuna yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

1- Suça konu sahte nüfus cüzdanının aynı gün iki farklı işyerinde kullanılmasından ibaret olayda zincirleme suç koşullarının oluşmadığı gözetilmeden TCK’nun 43. maddesi uygulanarak yazılı şekilde sanığa fazla ceza tayini,

2- Resmi belgede sahtecilik suçundan uygulama yapılırken TCK’nun 204/1. maddesi yerine 201. maddesinin gösterilmesi,

3- 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine, maddede sayılan diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,

4- Suça konu sahte nüfus cüzdanı hakkında bir karar verilmemesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 02.07.2012 gün ve 235741 sayı ile;

“…Sanığın suça konu sahte nüfus cüzdanını ayrı ayrı iki alışverişte ve iki işyerinde kullanmasından dolayı, eylemi teselsül ettiği halde, teselsül etmediği kabul edilerek hükmün bozulmasına karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 20.02.2013 gün ve 22283-2868 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Türk Milleti Adına

Ceza Genel Kurulu Kararı

Sanık hakkında banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan kurulan mahkumiyet hükmü Özel Daire tarafından düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup inceleme, resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun 66. maddesinde, kanunlarda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş seneden fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezalarını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz sene olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı kanunun 67/4. maddesi uyarınca kesen bir nedenin bulunması halinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.

Ceza Genel Kurulunun 26.06.2012 gün ve 978-250 ile 23.01.2007 gün ve 254-5 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hallerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, re’sen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığa yüklenen resmi belgede sahtecilik suçunun 5237 sayılı TCK’nun 204/1. maddesinde öngörülen yaptırımı iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olup, anılan kanunun 66/1-e maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı 8 yıl, 67/4. maddesi de göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımı 12 yıldır.

Suç niteliği yönünden aleyhe temyizin bulunmadığı, daha ağır başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylemle ilgili olarak, sanık hakkında dava zamanaşımını kesen en son hukuki işlem 08.06.2006 tarihli mahkûmiyet kararı olup bu tarihten sonra dava zamanaşımını kesen veya durduran hiçbir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e maddesindeki 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresi inceleme tarihinden önce 08.06.2014 tarihinde dolmuş bulunmaktadır.

Bu itibarla, asli dava zamanaşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün resmi belgede sahtecilik suçu yönüyle gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesiyle tanınan yetki kullanılarak ve 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e ve 5271 sayılı CMK’nun 223/1. maddeleri uyarınca kamu davasının resmi belgede sahtecilik suçu yönünden vaki zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,

2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30.04.2012 gün ve 18843-7158 sayılı bozma kararının kaldırılmasına,

3- …Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2006 gün ve 68-208 sayılı hükmünün, Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Zamanaşımı yönünden gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, Ancak, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkındaki kamu davasının resmi belgede sahtecilik suçu yönünden, 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine,

4- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdine, 14.10.2014 tarihinde yapılan müzakerede oybirliği ile, karar verildi.

 

Avukat