Atla

Sadakatsizlik Manevi Tazminat


Sadakatsizlik Manevi Tazminat

Sadakatsizlik Manevi Tazminat

Sadakatsizlik Manevi Tazminat

Sadakatsizlik sebebine dayanan manevi tazminat konusu ile bağlantılı olması sebiyle sadakatsizlik nedeniyle boşanma davası hakkında bilgi alabilirsiniz.

Aldatılan kişinin, aldatılma nedeniyle uğradığı manevi zararın tazminini sadakat yükümlüsü olan eşinden talep edebileceği hususunda TMK. m. 185, 174/2 hükümleri karşısında hukuken herhangi bir tartışma yoktur. Çünkü, eşler arasında evlenme ile oluşan sadakat yükümlülüğü bulunmaktadır. (TMK m 185). Evlilik, nikah akdi ile kurulur ve evlenme sonucunda karı koca olan tarafların birbirlerine karşı bir takım hak ve yükümlülükleri doğar. Sadakat yükümlülüğü de bunlardan biridir.

Evlilik birliği gereğince eşin, diğer eşten, kendisine sadık kalmasını isteme hakkı, duygusal ve cinsel bakımdan bilimlerine bağlı bulunmayı ve aldatmamayı kapsar Bu hak, sözleşmeden doğan nispi nitelikte haktır. Buna karşın, aldatmaya katılan üçüncü kişiden manevi tazminat talebinde bulunup bulunamayacağı hususu tartışmalıdır. Nitekim Yargıtay da daha önceki içtihatlarında üçüncü kişinin tazminattan sorumlu olacağını kabul etmişken; son zamanlardaki içtihatlarında aksi yönde kararlar vermeye başlamıştır. Aldatılan eşin, üçüncü kişiden tazminat isteminde bulunabilmesi için istinat edebileceği birden fazla hukuki sebep bulunduğundun bunların tek tek irdelenmesinde fayda vardır.

Bunlardan birincisi aldatılan eşin, üçüncü kişiden, bu kişinin aldatmaya katılmak suretiyle kişilik hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle manevi tazminat talep etmesidir Bu talep, sadakat yükümlülüğünün, eşlerin kişilik haklarının bir parçası olarak kabul edilmesi esasına dayanır. Sadakat yükümlülüğünün, mutlak bir kişilik hakkı olduğunun kabulü halinde; bu hak herkese karşı dolayısıyla da aldatmaya iştirak eden üçüncü kişiye karşı da ile sürülebilir. Üstelik bunun için eşe karşı dava açılması şartı da aranmaz. Aldatılan eş, eşiyle birlikte veya eşini dava etmeksizin sadece üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebilir. Ne var ki, sadakat yükümlülüğü herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak bir hak olmayıp nisbi bir hak olduğundan bu sebebe dayalı olarak manevi tazminat istenmesi mümkün değildir.

 

Sadakatsizlik Manevi Tazminat

Aldatılan eş, ikinci olarak, haksız fiil kurallarına dayanabilir. Bir başka ifade ile, aldatılan eş, üçüncü kişiden TBK’nın haksız fiil sorumluluğuna ilişkin temel düzenlemesi olan 49. ve haksız fiil sonucundu maddi varlığı bulunmayan kişilik değerlerinin zedelenmesine ilişkin 58. maddelerine dayanabilir. TBK’nun 49/1. maddesi gereğince haksız fiil sorumluluğunun doğması için; a-fiil, b-kusur, c-zarar ve illiyet bağı şartlarının yarımda hukuka aykırılık şartının da gerçekleşmesi gerekir. Yani, zarara sebep olan fiilin aynı zamanda hukuka aykırı olması da iktiza eder.

Maddede anılan bu unsur, emredici hır hukuk kuralına aykırılığı ifade eder. Üçüncü kişinin, eşle ruhsal veya cinsel bir ilişki yaşamak şeklinde gerçekleşen fiilini yasaklayan emredici bir hukuk kuralı yoktur. Buna göre, bahse konu eylem, haksız fiilin bu unsuruna uygun değildir. Zira az yukarıda da açıklandığı üzere sadakat yükümlülüğü sadece eşler arasında hüküm ve sonuç doğurabilecek ve sadece eşlerce ihlal edilebilecek bir nisbi hakka dayanmakladır. Yani TMK'nun 185/3. maddesi emredici bir norm olmakla birlikte, bu emredicilik sadece evlilik birliğinin tarafları olan eşler açısından hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmesini sağlamaya uygundur.

Üçüncü olarak, TBK'nun 49/2. maddesine dayanılabilir. Gerçekten bu maddeye göre zarara sebep olan fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille kasten başkasına zarar veren kişi için de haksız fiil sorumluluğu vardır. Ancak haksız fiil sorumluluğunun doğması için ahlaka aykırılık yeterli değildir. Bunun yanında, failin zarar görene zarar verme kastıyla hareket etmesi de şarttır. Ağır kusur türlerinden biri olan kastta, haksız fiil failinin, sonucu bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir.

TBK'nun 49/2. maddesinde tercih olunan "kasten" terimi, sadece bilmeyi değil, aynı zamanda istemeyi de içerdiğinden; 818 sayılı BK’nun 41/2 Maddesinde kullanılan "bilerek" teriminden açıkça farklıdır. Özetle ifade edilecek olursa, üçüncü kişinin TBK’nun 49/2 maddesi kapsamında haksız fiil sorumluluğundan söz edilebilmesi için, ahlâka aykırılık ve kasten zarar verme şeklindeki iki unsurun da olayda birleşmesi gerekir. Aldatmaya iştirak fiilinde üçüncü kişinin fiilinin ahlâka aykırı olduğunda şüphe yok ise de, kasıt unsurunun (aldatılan eşe zarar verme kastının) her olay için ayrı ayrı değerlendirilmesi icap eder Bu nokta da hemen ifade edilmelidir ki, evli olduğunu bildikleri bir kişiyle ilişkiye giren tüm üçüncü kişilerin aldatılan eşe zarar vermeyi bilerek ve isteyerek hareket ettiklerine ilişkin bir ön kabul yerinde değildir.

Sadakatsizlik Manevi Tazminat Belirlenmesi 

Öte yandan, yeri gelmişken, olası kastla hareket etme üzerinde durulmasında da yarar vardır. Olası kast, mağdurun zarar görmesini göze alarak ancak bunu özellikle istemeden hareken gerçekleştirme olarak tanımlanabilir. Evli olduğunu bildiği bir kişiyle ilişkiye giren üçüncü kişi, aldatılan eşin zarara uğrayacağını biliyor ve bunu istememekle birlikte göze alıyorsa olası kastla hareket etmiş kabul edilir. Olası kast, TBK'nun 49/2. maddesi anlamında sorumluluğu doğurmaya yeterli değildir. Burada aranan kast, açıkça doğrudan kasttır. Dolayısıyla bu madde uyarınca sorumluluğun kabul edilebilmesi için salt ilişki içinde olma yeterli değildir. Bunun yanında aldatılan kadının açıkça hedef alındığını, onun zararının bilerek istendiğini gösterir iz ve işaretlerin bulunması ve ispatlanması da aranır.

Sadakatsizlik Tazminat

 

Dördüncü olarak, aldatılan eş, üçüncü kişinin müteselsil sorumluluk ilkesi uyarınca manevi tazminatla sorumlu tutulmasını isteyebilir. TBK' nun 61. maddesine göre, birden fazla kişi birlikte bir zarara yol açmaları veya aynı zarardan çeşitli sebeplerle sorumlu olmaları durumunda müteselsilen sorumlu olurlar. Bu madde uyarınca aldatma fiiline iştirak eden üçüncü kişinin zarardan sorumlu tutulabilmesi için, fiilinin hukuka aykırı olması gerekir. Eğer üçüncü kişinin fiili, haksız fiil olarak nitelenebiliyorsa; aldatan eşle birlikte TBK’nun 61. maddesi çerçevesinde müteselsilen sorumlu olur Aksi halde üçüncü kişinin sadece aldatma fiiline iştirak etmesi nedeniyle sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir.

Beşinci ve nihai olarak şu ifade edilmelidir ki, az önce açıklanan hukuksal sebeplerden birinin varit olduğu ve aldatma fiiline iştirak eden üçüncü kişiden tazminat istenebileceği kabul edilse bile, bu istemin iyiniyet ilkesi çerçevesinde kalması gerekir. Bu bağlamda, yaşanan aldatma olayından sonra, eşinden boşanmak bir yana; ondan tazminat bile istemeyen kişinin, uğradığı manevi zarardan sadece üçüncü kişiyi sorumlu tutması, ne iyiniyet ilkesi ile ne de hakkaniyet duygusuyla bağdaşır nitelikte kabul edilebilir.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa, gerek telefon kayıtlarından gerekse tanık anlatımlarından, davanın tarafı olmayan eş ile davalının evlilik dışı ilişki yaşadıkları, bu ilişkinin, davacının çocuklarının babalarına ait telefon kayıtlarına bakmaları sonucunda açığa çıktığı sabittir Ne var ki, bu ilişkinin davacıyı rencide edecek şekilde davranışlarla birlikte yaşandığı veya davacıya kasten zarar verme saiki ile hareket edildiği hususu iddia ve ispat edilememiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere bu tür eylemlerden kaynaklanan sorumluluk aldatmalı boşanma davaları için olası kast da dairemizce yeterli görülmemiştir.

SIKÇA SORULAN SORULAR

Mahkemece boşanma kararı verildiğini bilen davalının, sosyal-kültürel durumu da gözetilerek kararın kesinleşmesini beklemesi gerektiği bilincinde olmaksızın kendisine yeni bir hayat kurmaya çalışmasının sadakatsizlik olarak değerlendirilemeyeceği sonuç ve vicdani kanaati ile tarafların ve toplumun evlilik birliğinden beklediği herhangi bir menfaatin kalmadığı anlaşıldığından davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına kararı verilmiş ise de; toplanan delillerden, davalı erkeğin feragat tarihinden sonra başka bir kadınla yaşamaya başladığı ve sadakatsiz olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkek tam kusurludur. Gerçekleşen kusurlu davranışlar aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı niteliğini taşımaktadır. Kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2 koşulları oluşmuştur. O halde davacı kadın lehine Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddesi gereğince tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi gözetilerek (TMK m.4, TBK m.50, m.52) uygun miktarda maddi ve manevi tazminat takdiri gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, hükmün temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 05.06.2017 (¤¤)

Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, paranın alım gücüne, kişilik haklarına, özellikle aile bütünlüğüne yapılan saldırının ağırlığına, manevi tazminat isteyenin boşanmaya yol açan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmadığının anlaşılmasına nazaran davacı kadın yararına hükmolunan manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile, Türk Borçlar Kanununun 52. ve 58. maddeleri nazara alınarak daha uygun miktarda manevi tazminat(TMK m. 174/2) takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz ilam harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 136.00 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran davacıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 13.03.2017

Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminatistemine ilişkindir. Eldeki davada mahkemece davalının açıklanan şekilde gerçekleşen eyleminden sorumlu olduğunun kabulünde bir isabetsizlik yok ise de; dava tarihinden sonraki bir tarihte davacı ve eşi arasındaki boşanma davasında verilen karar ile eşinin davacıya dava konusu haksız eylem nedeniyle … TL manevi tazminat ödediği hususunun hüküm altına alındığı anlaşıldığına göre, davalı ile dava dışı eşin birlikte sebep oldukları zarar nedeni ile müteselsilen sorumlu oldukları, borcun müteselsil borçlulardan dava dışı eş tarafından ödenmesinin davalının sorumluluğunu ortadan kaldırdığı, bu durumda davanın konusunun kalmadığı dikkate alınıp Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ne var ki Özel Dairenin bozma ilamında “davanın konusu kalmadığından reddine karar verilmesi gerektiği” belirtilmiş ise de dava konusu borç eldeki davanın açıldığı tarihten sonra ödenmek suretiyle sona ermiş ve bu nedenle dava konusuz kalmış olduğundan mahkemece konusuz kalan davanın reddine değil, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir.

Mahkemece davacı tarafından açılan boşanma davası davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği belirtilerek kabul edilmiş ise de, davacının, davalının sadakatsizlik eylemine rıza göstermiş olduğu gerekçesiyle davacının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, her ne kadar davacı dava açılmadan önce davalı erkeğin başkasıyla yaşamasına rıza göstermiş ise de; davacı kadının davalı erkeğe boşanma davası açmakla rızasının ortadan kalktığı ve davalı erkeğin dava tarihi itibariyle de halen başkasıyla gayrı resmi olarak yaşamaya devam ederek sadakatsizlik eylemini de sürdürmekte olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle iken kadının erkeğin sadakatsizliğine rıza gösterdiğinden bahisle davacı kadının maddi ve manevi tazminat (T.M.K. m. 174/1-2) isteklerinin reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 22.06.2016

Mahkemece, taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanma kararı verilmiş ise de; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davacı erkeğin sadakatsiz olduğu, eşine hakaret ettiği, ölümle tehdit ettiği, davalı kadının ise sadakatsizlik boyutuna varmayan güven sarsıcı davranışlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre davacı erkeğin davalı kadına oranla "daha fazla" kusurlu olduğunun kabulü gerekirken tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan, mevcut ve beklenen menfaatleri zedelenen davalı kadın yararına Türk Medeni Kanununun 174. maddesinin (1.) ve (2.) fıkrası gereğince uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, bu isteklerin reddi doğru bulunmamıştır.

Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere davalı kadının boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusurlu olmadığı, herhangi bir geliri ve mal varlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiştir. O halde davalı kadın yararına uygun miktarda yoksulluk nafakasına (TMK m. 175) hükmedilmesi gerekirken isteğin reddi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.09.03.2016 


BİZE YAZIN

Av. İlkay Uyar Kaba
Av. İlkay Uyar Kaba

2006 yılında Ankara merkezli kurulan hukuk bürosunun kurucu Avukatı'dır. Hukuk alanında Başarının bir ekip işi olduğuna inanarak, personellerini belli alanlarda uzmanlaşmasını sağlamak için departmanlar kurularak branşlaşmaları sağlanmıştır.Hukuk Büromuz Aile hukuku ve Tazminat hukuku konularında, uzun yıllara dayanan dava çeşitliliği nedeniyle kararlardan oluşan geniş arşive sahip olup, bir çok davada almış olduğu önemli kararlar örnek içtihatlar olarak yayınlanmıştır.Hukuk departmanları olan icra, tazminat, iş kazası, genel dava, tüketici bölümlerinde oluşan her biri kendi alanında tecrübe edinmiş avukat ve yardımcı personeller görev yapmaktadır. Kendine güvenmek başarmanın yarısıdır. Başarı ise karşınızda ki kişiye güven verir. Başarı ve güvenin olduğu yerde olursanız doğru yol almanız kolay olur. İ.K.

İLGİLİ KONULAR
YORUMLAR
Yorum Bırak