Sigorta Tespit Davası nerede açılır

 

Sigorta Tespit Davaları

Sosyal Sigortalar Kanunu maddelerinde açık bir şekilde düzenlenmiş olan sigorta tespit davaları olumlu niteliğe sahip olan davalardan olmaktadır. Ancak bu davalar ileride açılması söz konusu olan eda davaları için esas niteliği taşıyan davalardan sayılmamaktadır. Sigorta tespit davalarının açılmasındaki amaç hizmet sürelerinin tespitini yaptırmak isteyen çalışanların verilerinin resmi bir şekilde ortaya konulması olmaktadır. Bu davaların sonuçlanmasının ardından elde edilmiş olan verilerin ilgili Sigorta Kurumu’na iletilerek geçerlilik kazanması gerekmektedir. Sigorta tespit davaları sırasında davacı kişilerin yine sigortalılıkları ile ilgili olan yaşlılık aylıklarının bağlanması gibi farklı başlıklar altındaki haklarının bu davaya dahil bir şekilde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu davalar yine aynı sebepten ötürü eda davasının açılmasının mümkün olduğu tüm hallerde hukuki yarar yoktur nedenine dayandırılarak ret kararı ile sonuçlandırılmamaktadır. Davacının bu davayı açarak kendi haklarını korumasındaki hukuki yarar doğrudan kanun koyucu tarafından belirlenmiş olan bir öngörüdür. Son noktada ulaşılan verilerle çoğu zaman hukuki yararın göz ardı edileceğine dair bir fikir de oluşsa da bu oldukça yanlış olmaktadır. Sigortalıya yarar sağlamayacak olan dava sonuçlarının alınması halinde hizmet süreleri üzerinde değişiklik yapılmasına karar verilmesinde de ret cevabı alınabilmektedir. Bu durum daha çok hizmet sürelerinin birleştirilmesi yönündeki taleplerin olumsuz bir şekilde sonuçlanmasının ardından ortaya çıkmaktadır. Teknik açıdan kendi hukuk alanı içinde pek çok detay barındıran bu konuyla ilgili olarak kişilerin avukat desteği almasını tavsiye ediyoruz.

Hukuki yararla ilgili olarak sigortalı çalışan kişinin hizmet sürelerinin tespiti sırasında dikkat edilmesi gereken bir nokta da tespit sürelerinin bütün sigorta dalları için istenebilmesi hakkının bulunup bulunmadığı olmaktadır. İsimlendirme yönüyle sorunların tam olarak çözülmesinde etkili olmayan bu yöntem mahkemenin yaptığı işlemler sonucunda karara bağlanmasında farklılıklar ortaya çıkarabiliyor. Dava süreçlerinin ardından mahkemenin vermiş olduğu kararda davacı kişinin çalışmış olduğu günlerin neler olduğu, ne kadar süreyle çalışılmış olduğu gibi tüm detaylar açık bir şekilde ifade edilmektedir. Bundan sonraki iş kişilerin kurumlara yaptığı başvurular ve yönlendirmelerin ardından üzerinde hak iddia edebilecek oldukları prim oranları ve miktarlarının yine kurum tarafından hesaplamasının yapılması olmaktadır.

Uygulamada sigorta hizmet sürelerinin tespit edilmesinde ve prim miktarlarının işverenlerden tahsil edilerek sigortalı olarak çalışan kişilere verilmesinde Sosyal Sigortalar Kurumu olaya dahil edilerek bir karar verilmektedir. Çalışılan gün sayısı ve prim miktarlarının belirlenmesindeki en yetkili kurum olan Sosyal Sigortalar Kurumu aynı zamanda belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir önemli nokta kısa vadeli sigorta dalları için kişilerin geçmişe yönelik olarak hizmet, prim tespiti ya da tahsili yönünde bir talebinin cevap alamayacağıdır. Kişiler kısa vadeli sigorta kolların yapmış oldukları çalışmaları ve bunlara bağlı olarak üzerinde hak iddia edebilecekleri karşılıklarını kazanmak ve mağduriyetlerini gidermek amacıyla talepte bulunduğu takdirde bu istekler hukuki yarar yokluğu gerekçesi ile doğrudan reddedilmektedir.

Sosyal Sigortalar Kanunu maddelerinde açıkça düzenlenmiş olduğu gibi hizmet sürelerinde kusuru bulunan ya da bu durumdan mağdur olmuş kişilerin elde edilen tüm sonuçları ilgili kuruma iletmesi gerekmektedir. Bu işlem yapılmadığı takdirde ortaya çıkan her türlü hak ve ceza işlemlerinin sigorta tarafından göz ardı edilmesi gerçekleşebilecektir. Ancak gerekli işlemler yapıldığı takdirde kişiler sigortalılık sürelerinde kesintiye uğramadıkları ve hala sigortalı çalışan sıfatına sahip olduklarından dolayı başlarına gelebilecek olan olumsuz durumlarda sigortalılık avantajlarından yararlanarak sonuç alabileceklerdir. Sigortalı olarak çalışan kişinin talepleri doğrultusunda kendisinin yapmış olduğu çalışmalar üzerinde kurum tarafından bir araştırma yapılması mümkün olacağı gibi aynı zamanda benzer bir durumun kurum tarafından tespit edilmesi halinde de yine sigortalılık durumundan doğan tüm hakların kurum tarafından kişiye verilmesi gerekecektir.

İşverenlerin zaman zaman kendi çıkarlarını gözeterek sigorta prim gün sayılarını Sosyal Sigortalar Kurumu’na bildirmedikleri haller ortaya çıkarsa bu durumda yine Sosyal Sigortalar Kanunu maddelerine göre durumun değerlendirilmesi yapılmaktadır. Belirli bir prim gün sayısının doldurulmasının ardından hak iddiasında bulunulabilecek olan durumlar için yine kanunda belirtilmiş limitlerin geride bırakılması gerekmektedir. Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yapılan tespitler mahkeme ilamı niteliğine sahip olacaktır. Kanun koyucu bu noktada genel kuraldan ayrılması davranışını kendisine çeşitli haklarından dolayı yardım yapılması gereken sigortalı kişinin dayanağından almaktadır.

Tüm bu bilgilere sahip olan kişiler özellikle kısa vadeli sigorta kolların yapmış oldukları çalışmaların resmiyet kazandırılması konusunda bir çaba gösterilmesinin boş yere yapılacağı konusunda bir önyargıya kapılmaktadır. Her ne kadar uygulamada bu durum bahsedildiği gibi sonuçlar verse de kişilerin kendi haklarını talep etmek ve korumak adına mutlaka dava açma gereklerini yerine getirmeleri gerekmektedir. Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yapılan tespitlerin kesin hüküm taşıyan veriler olmamasından dolayı kişiler bu verilere karşı da itiraz haklarını kullanabilmektedir. İtirazlar sonucunda kurumdan yeterli bir cevabı alamamış olan kişiler dava açma yoluna giderek yasal süreçleri başlatabilirler. Bu tür davalar için yasalarda sadece uzun vadeli sigorta kolları için davaların açılabileceğine dair bir sınırlama getirilmediği için kişiler taleplerini değiştirebilmektedir.

Yargıtay kararları geriye dönük olarak kısa süreli sigorta kolların yapılmış olan çalışma faaliyetleri ile ilgili bu konuda bir çalışma yapılamayacağını reddetmektedir. Bu nedenle sigortalıların uğradıkları zararlarla mağduriyetlerinin artması daha da büyümeye devam eden bir yara olarak kalacağı için kişilerin haklarının korunması yönünde bir adım atılması gerekmektedir. İşte bu gerekçeyle kişiler kısa süreli sigorta kolları için yaptıkları çalışmaların karşılığına denk gelen prim gün sayılarını da talep edebiliyorlar. Sosyal Sigortalar Kanunu geçmişe dönüklük konusunu net bir zaman aralığına bağlamak için beş yıllık bir zamanaşımı süresinin belirlenmesine karar vermiştir. Bu karara dayanarak sigortalı olarak çalışmakta olan ya da en az beş yıl öncesine kadar çalışmış olan kişilerin bu süreye ait olan çalışma günlerine dair taleplerini yargı yoluyla iletmeleri ve sonuç almaları mümkün oluyor.

Sigorta Tespit Davaları Hangi Mahkemede Açılır?

Sadece sigorta tespit davaları için özel olarak seçilmiş değil aynı zamanda tüm Sosyal Sigortalar Kanunu uygulamalarından meydana gelmekte olan uyuşmazlıklara bakan mahkeme iş mahkemesi olarak sınıflandırılmıştır. Sigortalı olarak çalışan kişiler bulundukları yerdeki iş mahkemelerine eğer iş mahkemesi bulunmuyorsa aynı görevi üstlenen mahkemelere başvurarak davalarını açabilmektedirler. Hangi iş mahkemesinin seçileceği konusunda herhangi bir düzenleme yapılmamasından dolayı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na tabii kalınarak hangi iş mahkemesinde davaların açılabileceğine dikkat edilmelidir.

Genel yetki kuralına dahil bir şekilde işlem yapılmakta olan sigorta tespit davalarında davacı olan kişiler sigortalı olarak çalışmasına rağmen hizmet tespit ile ilgili detaylarında mağduriyete uğramış kişiler davalı kişilerse işveren ve Sosyal Sigortalar Kurumu olmaktadır. Bu durumda davaların davalı kişilerin ikamet ettikleri yerde görevli olan iş mahkemesi veya onun yerine bakan mahkemeler tarafından açılması mümkün oluyor. Özel yetki kuralının ortaya çıktığı bazı davalar için Sosyal Sigortalar Kurumu’nun bulunduğu yerdeki mahkemenin yetkili olması kabul edilmektedir. Kişiler bu mahkemelerde açılacak bir davaya karşı olarak yetki itirazında bulunabilmektedirler.

Sigorta Tespit Davalarında Zamanaşımı Süresi

Sosyal Sigortalar Kanunu ile düzenleme altına alınmış olan hizmet sürelerinin tespiti davalarında hukuk sistemi kişilerin süresiz bir şekilde sigorta tespitlerinin yapılması için kendilerine izin vermemiş ve bu hakları belli zamanaşımı süreleri ile sınırlamalar altına almıştır. Bu noktada sigortalıların hizmet tespit davalarını açması için itiraz edecekleri hizmet sürelerinin yılsonundan başlayacak şekilde 5 yıl süreyle sahip oldukları hakları kullanmaları gerekmektedir.

Her ne kadar kanunda çeşitli maddelerle düzenlenmiş olsa da zamanaşımı sürelerinde uygulamada sigortalılık hakkının da mülkiyet ve şahsiyet gibi haklar ile mutlak hak sınıfına dahil edilmesinden dolayı herhangi bir süre sınırlamasına bağlı kalmaksızın bu davaların görülmesi gerektiği belirtilmiştir. Daha önce bu haklar ile ilgili olarak zamanaşımı sürelerinde 5 yıl kabul edilmişken 1987 tarihli bir yasa ile süre 10 yıla çıkarılmış ancak 1994’te tekrar 5 yıla indirilmesine karar verilmiştir.

Hukuk sisteminde usul ilkeleri bakımından hemen uygulama kuralının bozulmaması için kişilerin dava açma süreleri ile bağlı bulundukları zamanaşımı kuralı farklılık göstermektedir. Bu noktada kişilerin davayı açmış oldukları tarihte hükümde bulunan zamanaşımı kuralına göre değerlendirilmesi gerekiyor. Böylece her davanın kendi açıldığı dönemde sahip olduğu yasa şartlarına bağlı olarak açılması ve bu nedenle geçerli sayıldığı için usul yönünden reddedilmemesi mümkün olmaktadır.

Yasada zamanaşımı süreleri ile ilgili bazı açıklar yakalamak da mümkün olmaktadır. Dava açma süresi bulunmasına rağmen yeni bir düzenlemenin gelmesi ile birlikte dava açma hakkını kaybeden kişilerle ilgili olarak hak talebinde bulunamayacağına ilişkin bir durum ortaya çıkmaktadır. Böyle durumların oluşması halinde hakim tarafından karar verilerek yasadaki boşluğun doldurulması sağlanmalıdır. Hakimler bu noktada genellikle kıyas yolunu uygulamaya koyarak kararlarını verirler. Hakim yetkilerinin kullanılması ile birlikte zamanaşımı sürelerinin belirlenmesi mümkün olmasına rağmen bu sürelerin aynı zamanda hak düşürücü bir süre niteliği taşımasının düşünülmesi de tartışmalara yol açmaktadır. Yargıtay kararları dikkate alındığında bu sürelerin kamu yararı dikkate alınan süreler olması itibarıyla hak düşürücü süre olmasına karar verilmiştir. Bu konuda pek çok kişinin Sosyal Sigortalar Kanunu içinde sigorta hizmet tespiti davaları ile ilgili olarak sosyal güvenlik haklarının korunma amacı güdüldüğünü belirtmesinden hareketle itirazları bulunmaktadır.

Sosyal Sigortalar Kanunu içinde sigortalıların hizmet sürelerinin eksik bildirilmesi ya da hiç bildirilmemesi gibi nedenlerden dolayı işçilerin yaşayabilecekleri kayıpların karşılanması ve uğradıkları mağduriyetlerin önüne geçilerek kendilerine sosyal yardımların verilmesinin aktif bir şekilde yürütülmesi amacıyla sigorta hizmet tespiti davaları ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Sosyal güvenlik hakkı kamu düzenini ilgilendiren bir hak olması itibarıyla kamu hukuku alanında değerlendirilen bir dava olmaktadır. Hakimin bu davalarda re’sen araştırma sorumluluğu da bulunur. Davaların kamu yararına olan kısımlarında kişinin talep ettiği ya da itirazda bulunduğu hizmet tespit süreleri konusunda bir karar verilmektedir. Bu nedenledir ki sosyal yardımlar konusunda zarara uğrayan ya da gelecekte uğraması beklenen kişiler için mutlaka bu hakların kamu yararını gözetmesi dikkate alınarak anayasal hakkının engellenmemesinden dolayı zamanaşımı süresi uygulamasının yapılması gereklidir.

Yargıtay tarafından verilen kararlarda dava açma süresi ile ilgili olarak bu sürenin hak düşürücü niteliğe sahip olduğu bilgisinin dışında davanın başlaması ve işleyişi ile ilgili olarak işçilerin sosyal yardım ve güvencelerinden mahrum olacağı fikrinden hareketle hukuka aykırı sonuçlara varılması da söz konusu olmuştur. Örneğin bu konuda ilk dikkat çeken nokta dava açmak için belirlenmiş zamanaşımı sürelerinin başlangıcı ile ilgili olmuştur. Kanunda yer alan maddede hizmetlerin geçtiği yılın sonu olarak belirtilmiş başlangıç tarihi hakkında çalışılan günün ait olduğu yılsonu gibi bir yorumlama getirilebilirken aynı zamanda aynı işveren altında çalışılan yılın sonu olarak değerlendirmek de mümkün olmaktadır. İşverenin değiştiği ve başka işyerlerinde çalışmaya başlanıldığı durumlarda dava açma süresinin işverenden ayrılmamı yoksa yine yılın sonundan itibaren mi başlayacağı konusunda bazı fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Yargıtay kararlarında söz konusu çalışmaların yapıldığı güne ait olan yılsonunda davaların açılması gerekmektedir. Bunun dışında sigortalının ölmesi halinde davaların sigortalının ölmesi ile başlayan bir zamanaşımı süresine tabii tutularak açılmasına karar verilmektedir.

Sigorta hizmet tespit davaları ile ilgili anlaşmazlıkların yaşandığı bir diğer nokta da dava açma süresinin işleyişi ile ilgili olmaktadır. Yakın bir zamana kadar yapılan uygulamalarda dava açma sürelerinin sigortalının işyerinden ayrıldığı günü takip eden yılsonundan itibaren dava açma sürelerinin başlayacağına karar veriliyor. Bu noktada kişilerin hizmet sürelerinin kesintisiz bir şekilde işlemesi gibi bir şart da öne sürülmemiştir. Sigortalı işverenle çalışmasını sonlandırdıktan sonra yine aynı işverenle çalışmaya başladığı takdirde dava açma süreleri ile ilgili olarak en son yapılan hizmet anlaşmasının bittiği yılsonundan itibaren bir uygulamaya gidilmesi öngörülmüştür.

Hizmet tespiti davalarının en çok tartışılan kısımlarından olan dava açma sürelerinin belirlenmesi noktasında Yargıtay kararlarına bakıldığında hak düşürücü sürelerin sigortalının tekrar aynı işverenle çalışmaya başlamasının ardından dava açmasının zora düşeceği fikrinden hareketle bir karar alınmıştır. Ancak anayasanın kendisine vermiş olduğu haklar doğrultusunda kişiler işverenle aralarındaki iş ilişkisi dışındaki yakınlığa bağlı olmaksızın haklarının verilmesi konusunda yasal yollara başvurabilmektedir. Hak düşürücü sürelerin hiçbir şekilde kesilmesi ya da durmasına olanak tanımayan bu yargılar sayesinde davaya ilişkin içtihatlarda da değişiklikler yapılmıştır. Son kararla birlikte aynı işverenle çalışan kişilerin dava açma sürelerinin kesintiye uğraması gibi bir durum ortadan kaldırılmıştır. Yasaların sigortalılarla ilgili olarak hizmet tespiti davaları da dahil olmak üzere vereceği kararlarda sigortalıların sosyal haklarından mahrum bırakılmayacak şekilde kendileri hakkında karar verilmesi yoluna gidilmelidir. Bu noktada davanın zamanaşımı süreleri ile ilgili olarak sürelerin işlemesinin kesintiye uğrayıp uğramayacağı konusu Borçlar Kanunu ile düzenleme altına alınmıştır. Aynı işverenle yapılan iş sözleşmelerine ilişkin kişilerin dava açma hakları konusunda herhangi bir düzenleme ve sınırlama getirmemiş olan Borçlar Kanunu ev hizmetlerinde çalışanlar için hizmet sözleşmelerinin devam etmesi halinde zamanaşımı süresinin de duracağına ilişkin bir görüş ileri sürmektedir.

Sosyal Güvenlik Kanunu’nun ve ilgili mevzuatlarının zamanaşımı sürelerinin durmasına ya da kesintiye uğramasına yönelik olarak herhangi bir düzenleme bulundurmaması sebebiyle Borçlar Kanunu’nda yer verilmiş olan hükümlerden hareket edilerek bu konuda bir karar verilmektedir. İşçinin haklarının korunmasının en temel bakış açısı olduğu bu tür davalarda kişinin iş güvencesinden yoksun olmasının önüne geçmek adına uygulanan Borçlar Kanunu hükümleri de amacına uygun bir yeterliliği içinde barındırmamaktadır. Davaların kendine has özel durumlarına bakılarak farklı uygulamaların yapılması da söz konusu olabilecektir. İş hukukunda yer verilmiş olan haklarla birlikte olayların değerlendirilmesi halinde çeşitli değişikliklerin yapılması da mümkün oluyor. Bu noktadan hareketle sigorta hizmet tespiti davalarında karşılaşılan aynı işveren ya da iş başlığı altında devam eden hizmetler için yalnızca ev hizmetlerinde çalışanlara göre değil tüm işçilere göre bir düzenleme yapılması gerektiği göz önüne çıkmaktadır. Bunun aksi bir görüşte yapılan tüm işlemlerin kişilerin sigortalılık hakları ile ilgili istenmeyen sonuçlar almasına sebep olacağı dikkate alındığında mutlaka sigortalının haklarının korunması yönünde lehe bir işlem yapılmasına dikkat etmek gerekmektedir.

Sigortalının işten ayrılmasını takip eden süreçte en temel haklarından olan ihbar ve kıdem tazminatlarını almasında hizmet tespiti davalarında da takip edilmekte olan bir sürece bağlı olarak uygulama şekilleri itibarıyla davaların içtihatlarında bir değişiklik yapılması Yüksek Mahkeme tarafından karara bağlanmıştır. Eski içtihat hükümlerine göre işçilerin açmış olduğu davalarda hizmet sürelerinin ve alınmış ücretlerin tespit edilmesinden dolayı süre içinde açılmayan davalarla ilgili olarak doğrudan ret kararı verilmekte ve bu kararlar da sürenin geçtiği sebebine dayandırılmaktaydı. Bu konuda uyuşmazlıkların ortadan kaldırılmasında davalıların kendi haklarının korunmasına dikkat edilmesi bir cevap bulmayı sağlayabiliyor. İşçilerle ilgili davaların sadece işverenlere karşı değil aynı zamanda Sosyal Sigortalar Kurumu’na açılmasından dolayı kurumun haklarının zedelenmesinin önüne geçmek amacıyla Yargıtay kararlarında da kurum lehine bir değişiklik yapılmıştır.

Yargıtay tarafından hizmet tespiti davalarının açılma süreleri ile ilgili yapılan yasal düzenlemeler dışında kendine has niteliklere sahip olan başka iki durum bulunmaktadır. Kurumun sigortalının çalışmasından haberdar olmasına rağmen sigortalının talepleri doğrultusunda başlatılan bir dava süreci bunlardan ilkidir. Bu noktada dava açma sürelerine ilişkin dikkate alınan herhangi bir süre gözetilmeden karar verilmektedir. İşverenin sigortalı çalıştırdığına ilişkin bilgileri Sosyal Sigortalar Kurumu çok farklı yollarla öğrenebilmektedir. Bu noktada en çok başvurulan yöntem sigorta müfettişleri tarafından bildirimi yapılmamış olan sigortalıların tespit edilmesidir. Sigortalı çalışanlar hakkında bilgi almak için Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından başvurulan bir diğer yol da Sosyal Sigortalar İşletmeleri Yönetmeliği dahilinde tespiti yapılmış olan belgelerle işveren aracılığı ile kuruma yapılan bildirimler olmaktadır. Sosyal Sigortalar Kurumu’nun sigortalılarla ilgili olarak kesin bilgi sahibi olmasını sağlayacak belgeler işe giriş bildirgeleri, aylık ya da dört aylık sigorta primleri bordroları olabilmektedir. Kurum bu belgeleri kendisine ulaşan kişilerle ilgili olarak doğrudan onların sigortalı olduğuna ilişkin bir karar alacaktır.

Söz konusu hallerde hak düşürücü sürelerin uygulamaya konulmamasındaki en temel gerekçe Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından sigortalının izlenip takip edilmesinin mümkün olmasıdır. Kurum tarafından re’sen düzenleme yetkilerinin kullanılmış olmasından hareketle tebligatlar aracılığı ile kendilerine tespit edilmiş olan sigortalılık süreleri bildirilmemiş olsa da tespit ve tahsil işlemlerinin yapılabileceği belirtilmiştir. Bu noktada sigortalıların yasadan almış oldukları en temel gücün başında gelen iş hayatında karşılaşılabilecek tüm hallere karşı sigorta kanunu hükümlerinin uygulanması maddesine dayanarak haklarında bir karar verilmesi sağlanmaktadır. Yargıtay vermiş olduğu kararlarla kurum tarafından yapılması gerekli tespit işlemlerinin yapılmamasını kusur olarak tanımlamış ve bununla birlikte kişilerin kendi kusurlarından ortaya çıkan haller için de hak iddia etmelerinin önünü açmıştır. Hak düşürücü sürenin geçmesinin ardından itiraz hakkını kullananlar için hakkın kötüye kullanılması gerekçesi ile gerekli tespit çalışmaları yapılmamaktadır.

Yargıtay kararlarının resmi olarak yasalarla düzenlenmiş kurallardan ayrılmış olduğu bir diğer nokta da sigortalının aldığı ücretlerin primden kesildiği durumlar olmaktadır. Bu konuda sorumlu olan işverene karşı kişiler yasal yollara başvurabilmektedir. Yargıtay vereceği kararlarda işyerinin resmi bir şekilde yapmakla yükümlü olduğu kayıtları tutmasına dikkat etmektedir. Usulüne uygun şekilde düzenlenmiş belgelere, ücret bordrolarına sahip olan işverenler üzerinden kararlar verilmektedir. Dava açma süreleri ile ilgili olarak primlerin kesilmesi halinde bu kesilmenin Sosyal Sigortalar Kurumu’na bildirilmediğinin öğrenilmesini takip eden tarihten sonraki süreçte işlem yapılması kuralı getirilmiştir. Kamu kurumu olarak değerlendirilen işverenin yönetmelikten doğan sorunlarla üzerinde yükümlü olduğu belgelerin düzenlenmediğini ileri sürememesi ve bu belgeler hakkında muvazaa iddiasında da bulunabileceği ayrıca belirtilmiştir. İşverenler bu gerekçelerle itiraz haklarını kullandıklarında dayandıkları en temel argüman bilgisizlik, ihmal ve muhasebe hataları oluyor. Yapılması gereken bildirimlerin Sosyal sigortalar Kurumu’na bildirilmemesinden dolayı bu gerekçeyi öne atan kişiler denetim görevlerini yerine getirmemesinden dolayı kusur işlemiş kabul edilmektedir.

Sigortalıların kendilerinin ücretlerinden primlerinin kesilmesine rağmen sigortalarının yatması ve Sosyal Sigortalar Kurumu’na çalışmaları ile ilgili bildirimlerin yapılmasının ardından onların yararına bir süreç yürütüldüğü fikrine kapılabilir. Ancak bu nokta da Yargıtay kararlarının tersine kanuna aykırılık hususu ön plana çıkmış olmaktadır. İş yerinin resmi bir kuruluş olarak değerlendirilmesinden dolayı sigortalının talep ettiği belge düzenlemelerinin yapılmasında muvazaa itirazlarından söz etmek mümkün olmadığı için kişiler haklarını farklı bir yolla talep edebilmektedir. Fakat tüm bu işlemler sigortalının yararına bir sonuç çıkaran durumlar için herhangi bir anlam ifade etmemektedir.

Sigortalı çalışanlar, işverenler ve Sosyal Sigortalar Kurumu ile ilgili tüm ilişkilerin ve kuralların düzenleme altına alınmış olduğu kanun uyarınca sigortalı tarafından hizmet tespit davalarının açılmasındaki en temel gerekçenin işveren tarafından yapılması gereken Sosyal Sigortalar Kurumu bildirimlerinin yapılmamasıdır. Bu noktada her işverenin sigorta prim ödeme gün sayılarını ve kazançlar toplamını güncel bir şekilde kuruma bildirmesi gerekmektedir. İş yerinin sigortalının çalışması ile ilgili olarak kayıtları usulüne uygun şekilde tutmuyor olması ya da sigortalının ücretin prim kesip kesmemesi bu konuda bir anlam ifade etmemektedir.

İşverenler yetkili kuruma bildirimlerin yapılmamasının ardından farklı gerekçeler öne sürerek kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. En sık karşılaşılan durumlar kuruma ulaşmama ya da kayıtlarda çalışmayla ilgili bilgilerin gözükmemesi gibi gerekçeler olmaktadır. Sosyal Sigortalar Kanunu bu konuda oldukça sık bir şekilde çeşitli vakalar yaşanmış olsa da herhangi bir ayrım yapmaktan kaçınmıştır. Ancak sigortalının haklarının korunmasının esas alındığı bu tür durumlarda işverenin ihmal ve kayıtsızlığından yararlanma olanağı ilkesi göz önünde bulundurularak yasal herhangi bir dayanağı olamayan bu gerekçeler göz ardı edilebilmektedir. Kurum denetim görevini yerine getirmemiş ve bu nedenle de kusurlu olmuştur. Ancak kendi kusurları ile ilgili olarak kuruma yöneltilebilecek olan iddialar herhangi bir dayanağa sahip olmadığı için geçersiz sayılmaktadır.

Teknik olarak kurum tarafından tüm işyerlerinde çalışmakta olan her sigortalının tek tek çalışma süreleri ile ilgili olarak çalışma yapılması olanaksız olmaktadır. Bu durum kanunda çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar şeklindeki bir tanımla sınırlandırılmıştır. Bu noktadan hareketle sigorta hizmet tespiti davaları ile ilgili olarak hali hazırda zaten kanun koruyucu tarafından işverenin ihmal ve kayıtsızlığının hem de kanunların yetersiz olduğunun dikkate alındığı görülmektedir. Bu dava davaların açılmasında süre kısıtlamalarına gidilmesi durumunu ortaya çıkarabiliyor.

Sigorta Hizmet Tespiti Davalarında İspat Yükümlülüğü

Davayı açmış olan sigortalı çalışanlar dava dilekçeleri aracılığı ile mahkemeden kendi çalışmalarının kesin bir şekilde eksiksiz ve hatasız olarak tespit edilmesini isterler. Dilekçe açık bir şekilde detayları ile yer almamış olsa da bu talepler prime bağlı kazanç toplamlarını ve prim ödeme gün sayılarını tespit etme talebini içermektedir. Mahkeme tarafından çıkartılan ilam doğrultusunda işveren tarafından bildirge niteliği kazanacak olan belgeler oluşturulmaktadır. Dava sonucunda alınan karar doğrultusunda sigortalının toplam hesaplanan miktara göre günlük ücret belirlemesi yapılmaktadır. Eğer farklı günlük periyotlar için çeşitli ücretler üzerinden bir hesaplamaya gidileceğine dair bir karar verilmişse bu durumda her ücretin hesaplanacağı güne göre bir işlem yapılmalıdır. Ayrıntılı bir şekilde listelenen bu prim ödeme gün sayıları kullanılarak toplam prim ödeme gün sayılarının hesaplaması yapılmaktadır.

Uygulamada Yargıtay tarafından verilen kararlara bakıldığında sigorta hizmet tespiti davaları ile alakalı olarak bazı sıralamaların takip edilmesi söz konusu olmuştur. Bunlardan ilki kurum tarafından sigortalının çalışmasının tespit edilip edilmeyeceğine yönelik çalışmalardır. Buna ek olarak yine kurum tarafından işverenin bildirmekle yükümlü olduğu bildirgeleri kuruma iletmiş olup olmamasına dikkat edilir. Bu aşamaya kadar kurum tarafından çalışılan günler ile ilgili olarak kesin tespitlerin yapılması mümkün olmuşsa bu aşamada sigortalının taleplerinin reddedilmesine karar verilmektedir. Bundan sonraki aşamaya geçilmesi halinde ise kişinin sigortalı niteliği taşıyıp taşımadığına ya da işyerinin belirtilen süreler içinde faal olup olmadığına bakılmaktadır. Yasal olarak bir iş yaptığı belirlenen işyerlerinde çalıştığı tespit edilen kişiler hakkında bu aşamada sigorta hizmet tespiti ile ilgili işlemlerin yapılması mümkün olmaktadır. Yargıtay içtihatlarına bakıldığında sadece tüm bu süreçlerin kusursuz bir şekilde işlemesi halinde çalışma iddiasının gerçeğe uygun olduğu kabul edilecek ve sadece bu koşullar altında bir inceleme yapılması mümkün olacaktır.

Sigorta hizmet tespiti davalarının en önemli aşaması ise ispat yükümlülüğünün yerine getirilmesi olmaktadır. Bu noktada sigortalı olarak çalışmış kişilerin en büyük avantajı diğer hukuk alanlarının ispat yükümlülüklerinden farklı olarak kendi taleplerini belgeleyebilecekleri herhangi bir delil aracını bu aşamada kullanmaları olmaktadır. Çoğu zaman kişiler işe giriş bildirgeleri ile mahkemeye başvurularını yaparak sonuç almayı bekliyorlar. Ancak bu durum çalışmanın gerçekleştiği konusunda kesin bir done sağlamayacağı için geçersiz sayılabilmektedir. Bu sebeple kişilerin çok daha sağlam delillerle mahkemeye gelmiş olması gerekiyor. Bu delillerde işe giriş bildirgelerinin kullanılması ancak kişinin çalışmasının başladığı ya da bir önceki işyerinde çalışmasının kesin bir şekilde bitmiş olduğu tarihler olarak değerlendirilebilir. Aksi yönde bir delil bulunmadıkça tüm bu belgeler sigortalının lehine geçerlilik kazanmaktadır. İşveren tarafından da onaylanmış ya da resmi bir şekilde imzalanmış olan bu türden belgelerin kesin delil olarak mahkemede değerlendirilmesi mümkün olmaktadır. İspat yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde farklı hukuk dallarında benimsenen en yaygın ispat yöntemlerinden olan tanıklara başvurma yolu ise bu tür davalarda istenilen sonucun alınmasının önünde bir engel olmaktadır. Çünkü bu davaların sigortalılık sürelerinden gelen yararların insanların hayatında önemli bir rol oynaması ve sigortalılık haklarının oldukça önemli olmasından hareketle ayrıca değerlendirilmesi karar verilmesi söz konusu olabiliyor. Tanık dinleme yoluna başvurmanın geçerli sayılmamasındaki en temel sebep bu yöntemin suiistimallere açık bir yöntem olduğunun düşünülmesidir.

Tanık dinleme ile ilgili olarak sigorta hizmet tespiti davalarında Yargıtay tarafından ince bir şarta dayandırılmak üzere bu yöntemin de geçerli olabileceği ayrıca ifade edilmektedir. Bu noktada değerlendirilmesi gereken kritik dayanak tanık beyanlarının somut olgularla desteklenmesi durumu olmaktadır. Mahkemenin somut gerçeği bulmak amacıyla çalışma yaptığı dikkate alınırsa böylesine bir amacın yürütülmesinde tanıkların aracı olarak kullanılması oldukça mantıklı bir çözüm alınmasını sağlamaktadır. Kişiler bu aşamada hakim kanaatlerine etki edebilmek amacıyla farklı yollara başvurmayı tercih etmelidirler. Hakim verilen ifadelerle ilgili somut gerçeğe ulaşırken hem sigortalı hem de işveren tarafından olayları ayrıca değerlendirerek gerçeğe ulaşmaya gayret etmelidir. Hakim tarafından mahkeme sırasında hizmet tespiti ile ilgili talepte bulunan sigortalıyla aynı dönemde çalışmış olan kişilerin beyanlarını da dinlemek üzere orada görevli kişilerin çağrılması da istenebilir. Re’sen yapılan bu uygulama tüm şüphelerin ortadan kalkmasını sağlayacaktır.

Mahkemeye ispat yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacıyla yazılı belgelerle bir delil sunulduğunda bu delillerin geçersiz sayılması ancak o belgeye eşdeğer ve onun zıttı durumun yaşandığını veya başka bir durumun ortaya çıktığını gösteren belge ile mümkün olmaktadır. İşyeri tarafından düzenlenmiş veya işveren tarafından onaylanmış olması önemli olmaksızın dava kendisine yöneltilmiş olan kişilerin bilgi sahibi olduğu her türlü belge hakkında doğrudan karar verilmesi mümkün olduğu için bu noktadan sonra tanık dinlemeye ihtiyaç kalmamaktadır. Yargıtay tarafından verilen kararlara dikkat edildiğinde görülecek olan en temel detayların başında da kuruma verilmesi gereken belgelerin ulaştırılmamasındaki gerekçenin ne olduğunun araştırılması ihtiyacı gelmektedir. Bu konuda Yargıtay’ın kesin hükümleri bulunmaktadır.

Kişilerin çalışmış olduğu süreler ve işe başlangıç veya sonlandırma tarihleri hakkında çok kolay bir şekilde delillerle ispat yükümlülüklerinin yerine getirilmesi mümkün olmasına rağmen bu sürede ödenen ücretlerle ilgili ispat yükümlülüklerinin yerine getirilmesi oldukça zor olmaktadır. Her türlü delilin kabul edilmediği bu süreçte mutlaka kişilerin yazılı deliller aracılığı ile sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor. Yazılı belgelerde belirtilmiş olan ödemelerin altında kalan miktarlarda sigortalıya ödemelerin yapıldığı kesin bir şekilde tespit etmek adına mahkeme tarafından tanıkların dinlenmesine karar verilebilir. Yine aynı şekilde belgede yer alan sınırların aşıldığı bir ödeme yapıldığı belirtiliyorsa bu noktada da tanıkların dinlenmesine başvurulabilmektedir.

Sosyal Sigortalar Kanunu çerçevesinde sigortalı olarak çalışan kişilerin prime esas günlük kazançları ile alakalı olarak en az ve en yüksek ne kadar kazanç elde edebileceklerine dair bir belirleme yapılmıştır. Bu sınırların geçilmesi durumunda ücretlerin hesaplanmasında farklı süreçlerin yürütülmesi söz konusu olabiliyor. İlk aşamada Sosyal Sigortalar Kanunu’nda belirtilmiş olan günlük kazançları sınırın altında gösterilmiş kişilerin o sınırdan ücretlerinin hesaplanması ilkesi dikkate alınmaktadır. Bu noktada sigortalının ücretlerinin asgari ücret üzerinden hesaplanması mümkün olabiliyor.

Sigortalıların haklarının korunmasına ilişkin hükümlere dayanılarak bir işçinin daha önce açmış olduğu bir davada elde etmiş olduğu kesin karara bağlı hüküm daha sonradan açılabilecek olan davalar için de kesin hüküm niteliği kazanmaktadır. Bu durum beraberinde işçilik haklarının korunmasına yönelik olarak açılan davaların Sosyal Sigortalar Kanunu hükümlerine göre açılan davalardan farklı olması gerekliliğini de ortaya çıkarmaktadır. Böyle bir durumda işçilik haklarını ilgilendiren davanın kararının kesin delil özelliği kazandığı belirtilmelidir.

Sosyal güvenlik hakkı en temel haklardan biri olması ve kişilerin sosyal güvencelerinin sağlanmasındaki en temel dayanaklardan biri olması sebebiyle kamu hukuku alanının içinde yer alan bir durum olmaktadır. Bu sebeple işverenin kabul ettiği ya da davacının haklarından veya taleplerinden feragat etmiş olduğu durumların kabul edilmesi hüküm seviyesinde olanaksız olmaktadır. Tüm bu engelleyici sebepler ortaya çıktığı zaman bile hakim tarafından karar verilmesi zorunlu tutulmaktadır. Hakimin davanın kararını açıklarken sigortalının taleplerinin üstünde bir karar vermesi mümkün olmadığı için davalının muvafakatleri ile olay değerlendirilmektedir.

Sigorta Hizmet Tespit Davaları Nasıl Sonuçlanır?

Mahkeme tarafından sigortalının açmış olduğu sigorta hizmet tespit davasının karara bağlanmasının ardından yayınlanmış olan ilama göre kurumun sorumluluklarına yerine getirmesi gerekmektedir. Kurum tarafından yerine getirilmeyen sorumlulukların doğması halinde kişiler infaz hukuku dahilinde ilgili mercilere başvurma haklarını kullanabilmektedirler. İşverene tebligat yoluyla ulaştırılan bildirimler sayesinde işverenin bu yönde yapması gereken sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir. Bu işlem gerçekleşmediği takdirde işveren hakkında re’sen prim tahakkuk belgesi düzenlemesi yapılır.

Sigortalının geçmiş dönemlere ait hizmet primlerinin tahsil edilmesinde uygulama ile teorik bilgiler arasında bir aykırılık bulunmaktadır. Yüksek Mahkeme tarafından geçmişe yönelik olarak bir tahsil işlemi yapılması söz konusu olduğu için bu işlemlerin yapılamayacağı belirtilmektedir. Uygulamada ise davanın ardından mahkemenin çıkarmış olduğu ilama dayanarak hakların korunması sağlanabilmektedir. Temel olarak sigortalının lehine karar çıkarmak ve onun yaşadığı mağduriyetin önüne geçmek adına izlenen bu yolda primlerin tahsil edilmesinde herhangi bir gelir kaybının tekrar ortaya çıkmayacağı bir sürecin işletilmesi gerekmektedir. Bu durum beraberinde sigortalıların kendi haklarını korumasını bilmelerini ve işverenlerin de sorumluluklarını yerine getirmesini desteklemektedir.

Primlerin tahsil edilmesinde yaşanan sorunlardan biri de prim alacaklarının zamanaşımı sürelerine dahil olduğu zamanlar olmaktadır. İşveren ve sigortalı paylarını içinde barındıran prim alacaklarında herhangi bir olumsuzluk yaşandığı takdirde talep edilebilecek olan borçların yöneltildiği tek taraf işveren olmamaktadır. Bu nedenlerle kuruma yatırılmamış olan prim paylarının sigortalıya rücu edilmesine kusurlu davranıştan dolayı fırsat vermek mümkün değildir. Zamanaşımına uğramamış olan primler de sigortalıdan tüm borçların alınması yönünde bir karar verilmektedir. Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından takip edilen bu karar konusunda Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlar birbiri ile örtüşmeyen uygulamaları kapsamaktadır. Genel anlamda kurum tarafından tespiti yapılmış çalışma süreleri ve prim borçlarına göre bir karar verilmesi kabul edilmiştir.

Temel olarak en değer verilmesi gereken husus işveren hatalarından dolayı kaynaklanan sorunlarda ne Sosyal Sigortalar Kurumu’nun ne de sigortalıların bu hatadan pay alacaklarının olanaksız olmasıdır. Sigortalı sadece kendi payına düşen prim borçlarını ödemesi ile yükümlülüklerini yerine getirmiş olacak ve mahkeme tarafından kurum aracılığı ile tespit edilecek olan hakları ile ilgili işlem yapılmasını bekleyecektir.

Makalede Sigorta Tespit Davası Nasıl Nerede Açılır konusu bilgi amaçlı hazırlanmıştır.

Ankara Avukat