Atla

Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası


Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası

Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası

Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası

Türk sosyal ve toplumsal hayat içerisinde yaşayan kişilerin; şeref ve haysiyet sıfatlarına vermiş oldukları büyük önem ve değer çok fazladır.

Türk toplumun şeref ve haysiyete önem veren yapısına uygun olarak yasa yapıcı da, haysiyetsiz yaşam sürmeyi özel bir boşanma sebebi olarak kabul etmiştir.

Türk Medeni Kanununun 163 Maddesinde haysiyetsiz yaşam sürmeyi boşanmanın özel sebepleri ile ilgili düzenlemeye yer vermiştir.

Kadın veya kocadan herhangi biri evlilik birliği içerisinde; küçük düşürücü bir suç işlemesi veya haysiyetsiz bir yaşam sürmesi ve bu nedenlerden dolayı diğer eşin onunla beraber yaşaması diğer eşten beklenmez ise, bu eş her daim haysiyetsiz yaşam sürmeden dolayı boşanma davası açabilir.

Kanun maddesine göre kadın veya erkek birisi haysiyetsiz bir yaşam sürdürür. Bu hayatı devamlı hale getirmesi ve bu hale sebep olan eş ile yaşamak, diğer eşten bu hayatın sürdürmesi beklenemez hale gelirse, diğer eş süreye bağlı olmadan boşanma davası açabilecektir.

 

Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası

Haysiyetsiz Hayat Sürmeden Kasıt Nedir? 

Haysiyetsiz yaşam sürmeyle ilgili olarak kastedilen, toplumun mevcut ahlaki kriterlere göre haysiyet, şeref ve namus, gibi özelliklere muhalif şekilde hayat sürmektir.

Bu sebeple, haysiyetsiz yaşam sürme olayı her somut boşanma davası durumuna göre değerlendirilebilecek bir boşanma nedenidir.

Yaşanılan hayatın haysiyetsiz olup olmadığı değişken bir kavramdır. Haysiyet kavramı ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye, toplumdan topluma farklılık gösterebileceği gibi, aynı toplumda yaşayan bireyden bireye göre de değişiklik gösterebilmektedir.

 

Yargıtay'a göre, genel ev işletmek, fuhuş gayesiyle gizli randevu evi işletmek, ayyaşlık seviyesinde alkol kullanmak, kumarbazlık, uyuşturucu madde bağımlısı olmak, homoseksüel bir hayat sürmek, hayat kadını olarak çalışmak, gönül tellallığı yapmak gibi haysiyetsiz hayat sürme şekilleri olarak yargı kararlarında görülmektedir.

Kanunun içeriğinde açıkça yaşam sürme dendiğinden dolayı, bir defaya mahsus bir haysiyetsiz hareket ve davranışta bulunmak haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma davası için yeterli sayılmamaktadır.

Haysiyetsiz tavır ve davranışların süreklilik arz etmesi gerekiyor ki, bu durumun bir hayat tarzı olsun, yani haysiyetsiz yaşam sürdürme olsun.

Bu sebeple, bir defaya dair yaptıkları örneğin bir kez kumar oynayan eşe, haysiyetsiz yaşam sürme olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Haysiyetsiz Hayat Sürme Koşulları

Haysiyetsiz hayat sürme Türk Medeni Kanununun düzenlediği nisbi (özel) boşanma nedenlerinden biridir.

Türk Medeni Kanununun haysiyetsizlik veya kanundaki ifadesiyle haysiyetsiz yaşam sürme toplum anlayışına göre belli bir zamandan beri sürekli olarak namus, şeref ve haysiyet kavramlarına uymayan şekilde hayat sürdürmektir.

Tanımından da anlaşılacağına göre haysiyetsiz yaşam devam ettirmek takdiri bir kavramdır.

Haysiyetsizlik kavramının toplumlardan toplumlara hatta aynı toplum içerisinde yer alan çeşitli aile fertleri arasında bile farklılıklar gösteren bir kavramdır.

Haysiyetsiz hayat sürmenin koşulları:

 -Haysiyetsiz hayat meydana gelmelidir,

 -Haysiyetsiz hayat devamlı olmalıdır,

 -Haysiyetsiz hayat süren eş kusurlu olmalıdır,

-Haysiyetsiz hayat nedeniyle müşterek yaşam çekilmez olmalıdır,

-Haysiyetsiz hayat evlendikten sonra gerçekleşmelidir.

 

Yargıtay kararlarında da süreklilik üzerinde önemle durulmakta evlilikte haysiyetsiz yaşam sebebiyle boşanma kararı verilebilmesi için, başka kadın veya erkekle ilişkinin bir hayat tarzı olarak benimsenmesi ve süreklilik göstermesi gerektiğine vurgu yapılmaktadır.

Bu nedenle, haysiyetsiz yaşamdan söz edilebilmesi ve bu nedenle boşanma kararı verilebilmesi için, başkalarıyla ilişkinin bir hayat tarzı olarak kabul edilmiş olması ve bu nitelikli hayatın az veya çok süreklilik arz etmesi gerekmektedir.

 

Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma

 

Bu özellikleri içermediği durumda, haysiyetsiz yaşam sürme nedeniyle boşanma davası açılmasında hâkim davayı reddedilecektir. Fakat bu tavır ve davranışlar diğer şartlarda var ise evlilik birliğinin temelinden sarsılma sebebiyle boşanmaya gerekçe olabilir.

Haysiyetsiz yaşam sürme sebebiyle açılacak boşanma davasında, haysiyetsiz yaşamdan dolayı diğer eşin yaşamı çekilmez hale gelmiş olmalıdır.

Kadın veya kocanın haysiyetsiz yaşam sürmesinden dolayı onunla beraber yaşamanın diğer eşten beklenemeyecek olması durumunda, çekilmezlik şartı gerçekleşmiş olur.

Eğer haysiyetsiz yaşam süren eş ile beraber olmak, diğer eşin için hayatını çekilmez yapmıyor ise, bu sebeple boşanma kararı verilemeyecektir.

Kadın veya kocanın yalnızca uyuşturucu kullanması veya ayyaş olması haysiyetsiz yaşam sürme sebebine dayanarak boşanmaya kararı verilmesi için yeterli gerekçe değildir.

Eşin uyuşturucu kullanması veya ayyaş olma sebebiyle müşterek hayatın diğer eş için çekilmez duruma geldiğinin ispatlanması gerekmektedir. Bu hususta, eş için yaşamın çekilmez duruma gelip gelmediğini tespit hâkime bırakılmıştır. 

Haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma davası açılabilmesi temel iki şarta bağlanmıştır. Buna göre:

Haysiyetsiz hayat sürmenin boşanma nedeni olabilmesi için diğer eş açısından evliliğin çekilmez duruma gelmesi gerekmektedir.

Eşin başkaları ile olan ilişkisinin hayat tarzı olarak benimsenmiş olması ve bu hali süreklilik gösterme şartı da aranacaktır.

Yasanın aradığı koşulların varlığı durumda, haysiyetsiz yaşam sürme sebebine dayalı olarak dava açan eş, iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Haysiyetsiz yaşam sürme kanıtlanmadığı zaman, boşanma davası reddedilecektir.

Tanık ifadeleri gibi genel ispat vasıtası ile bu iddianın kanıtlanması mümkündür.

Yasada, dava açma hakkını bir süre ile sınırlandırmamış ve affetmeyi de konu etmemiştir. Böylelikle, haysiyetsiz yaşam sürme sebebiyle açılacak boşanma davaları bir süre sınırına tabi değildir, her zaman açılabilir.

Fakat eşinin uzun zamandır haysiyetsiz bir yaşam sürdüğünü bilen ve buna tepki vermeyen diğer eşin bu sebeple davayı açması hem hakkın kötüye kullanılması anlamına, hem de uzun süredir birlikte yaşadığından ortak yaşamın çekilmezlik koşulu yerine gelmemiş olacaktır.

Bu sebeple, dava açma hakkına sahip eşin, diğer eşin haysiyetsiz yaşamını evlilik için çekilmez olmadığı şeklinde yorumlamaların engellemek için, boşanma davasını belirli bir süre içinde açılması, dava açan eşin menfaatine olacaktır.

SIKÇA SORULAN SORULAR

Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez (HMK m. 26/1). Davacı kadın dava dilekçesinde küçük düşürücü suç haysiyetsiz hayat sürme sebebine (TMK m. 163) dayalı olarak boşanmaya karar verilmesini talep etmiş, mahkemece evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) hukuksal sebebine dayalı olarak boşanma kararı verilmiştir.

O halde mahkemece, davacı kadının boşanma davasında, delillerin özel boşanma (TMK 163) sebebi yönünden değerlendirilerek ve bu hukuki sebebe dayalı olarak karar verilmesi gerekirken, evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) sebebi ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

Boşanma davası, Türk Medeni Kanununun 161. maddesinde yer alan "zina", 162., maddesinde yer alan "onur kırıcı davranış", 163. maddesinde düzenlenen "haysiyetsiz hayat sürme" ve 166/1. maddesinde yer alan "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" sebeplerine dayanmaktadır.

Zina (TMK. m. 161), eşlerden birinin diğerinin hayatına kast etmesi veya pek kötü davranması ya da ağır derece onur kırıcı davranışta bulunulması (TMK. m. 162) ve Türk Medeni Kanununun 164. maddesinde düzenlenen terk, yasal koşullar gerçekleştiğinde başkaca hiçbir şey aranmaksızın mutlak olarak boşanmayı sağladığı için özel boşanma sebepleridir.

Bu olaylar özel boşanma sebebi kabul edilmekle, evlilik birliğini derin ve onarılamaz bir şekilde sarstığı yasa koyucu tarafından baştan karine olarak kabul edilmiştir. Bu karine dolayısıyladır ki, ayrıca evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olup olmadığı araştırılmamakta, olayların ispatlanması halinde (af veya dava hakkı düşmedikçe) boşanmaya karar verilmektedir.

Bunlardan terk dışındaki 161 ve 162. maddede yer alan ilk ikisi, aynı zamanda Türk Medeni Kanununun 166. maddesinde düzenlenen genel boşanma sebebini de oluşturur. Başka bir ifade ile zina, hayata kast, pek kötü davranma veya ağır derecede onur kırıcı davranışla karşılaşan eş, dilerse bu özel sebeplerden birine ya da bir kaçına, dilerse genel boşanma sebebine dayanarak boşanma davası açabileceği gibi, özel ve genel nitelikte sebeplerinden ikisine birlikte dayanak da boşanma talep edebilir.

Bu son halde, kanundaki özel boşanma sebebi ispatlanmış ise, af veya dava hakkının düşmesi gibi bir durum da söz konusu değilse, özel sebebe dayanılarak boşanma kararı verilmek gerekir. Davacı-karşı davalı (koca)'nın; birden fazla kadınla cinsel ilişkide bulunduğu, bu kadınlarla yatlarda ve barlarda sık sık birlikte olduğu; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkemece de bu hususlar sabit kabul edilmiştir. Gerçekleşen bu eylemler "zina" niteliğindedir.

Öyleyse, karşı boşanma davasının, kocanın sübut bulan zinası sebebiyle (TMK. m. 161) kabulü gerekirken, karşı davada da, sadece Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi gereğince boşanma kararı verilmesi doğru olmamıştır. Kadının davasıyla ilgili verilen hükmün bu sebeple bozulması gerekiyor ise de, gösterilen gerekçe doğru olmasa bile verilen boşanma kararı sonucu bakımından usul ve yasaya uygun olduğuna göre, karşı davanın kabul gerekçesinin değiştirilmesi suretiyle hükmün onanması usulen imkan dahilinde olduğundan (HUMK m. 438/son) bozma yapılmamış, davalı-karşı davacı (kadın)'ın bu yöne ilişkin bozma isteği açıklanan sebeple yerinde görülmemiş, diğer yönlere ilişkin temyiz itirazları da yersiz olup, sonucu bakımından usul ve yasaya uygun olan hükmün, kadının davası bakımından boşanma sebebi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

Davanın hem Türk Medeni Kanununun 161. maddesinde düzenlenen "zina", hem Türk Medeni Kanununun 163. maddesindeki "haysiyetsiz hayat sürme" özel boşanma sebeplerine, hem de Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesindeki "birliğin temelinden sarsılması" hukuki sebebiyle genel boşanma sebebine dayandırıldığı görülmektedir. Birbiriyle çelişmemesi koşuluyla, aynı davada birden fazla boşanma sebebine dayanılması mümkündür. Böyle bir durumda, dayanılan boşanma sebepleri birden fazla olmakla birlikte; tek bir dava mevcuttur.

Toplanan delillerden; davacı kocanın eş ve çocuklarına ilişkin birlik görevlerini ağır surette ihmal ettiği, buna karşılık davalı kadının da güven sarsıcı davranışlar içine girdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; tarafların eşit kusurlu sayılmaları gereken davranışlarıyla evlilik birliği temelinden sarsılmıştır.

Türk Medeni Kanununun 161. ve 163. maddelerindeki özel boşanma sebebine yönelik koşullar gerçekleşmemiş ise de; Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesindeki boşanma koşulları oluşmuştur. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md. 166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

Olayda haysiyetsiz hayat sürme özel boşanma sebeplerindendir. Dava, münhasıran bu sebebe dayandığına ve sebep gerçekleştiğine göre davacının kusuru değerlendirmede dikkate alınmaz.

O halde boşanmaya sebep olan olaylarda haysiyetsiz hayat süren davalı kadının tamamen kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bu husus nazara alınmadan davacı kocaya kusur izafe edilmesi ve bunun sonucu olarak davalı yararına maddi tazminat takdiri doğru olmamıştır.

Davacı-karşı davalı kadın asıl davada zina (TMK m. 161) ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163) sebebi ile, birleşen davada ise pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebi (TMK ml62) ile boşanma talep etmiş, mahkemece kadının özel boşanma sebebine dayalı boşanma taleplerinin reddine karar vermiştir.

Mahkeme hükmünün gerekçe bölümünde, zina ve haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayalı boşanma taleplerinin koşulları oluşmadığından reddine karar verildiği belirtilmiş ise de koşullara ilişkin bir açıklama yapılmamış, gerekçede tartışılmamış, bu sebeple Yargıtay denetimine elverişli olarak karar gerekçeli olarak açıklanmamıştır.

Onur kırıcı davranış sebebine dayalı boşanma talebinin reddine ilişkin ise hiçbir gerekçe oluşturulmamıştır.

Mahkemece yukarıda açıklanan yön üzerinde durulmadan gerekçesiz şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan, hükmün bozulması gerekmiştir.


BİZE YAZIN

Av. İlkay Uyar Kaba
Av. İlkay Uyar Kaba

2006 yılında Ankara merkezli kurulan hukuk bürosunun kurucu Avukatı'dır. Hukuk alanında Başarının bir ekip işi olduğuna inanarak, personellerini belli alanlarda uzmanlaşmasını sağlamak için departmanlar kurularak branşlaşmaları sağlanmıştır.Hukuk Büromuz Aile hukuku ve Tazminat hukuku konularında, uzun yıllara dayanan dava çeşitliliği nedeniyle kararlardan oluşan geniş arşive sahip olup, bir çok davada almış olduğu önemli kararlar örnek içtihatlar olarak yayınlanmıştır.Hukuk departmanları olan icra, tazminat, iş kazası, genel dava, tüketici bölümlerinde oluşan her biri kendi alanında tecrübe edinmiş avukat ve yardımcı personeller görev yapmaktadır. Kendine güvenmek başarmanın yarısıdır. Başarı ise karşınızda ki kişiye güven verir. Başarı ve güvenin olduğu yerde olursanız doğru yol almanız kolay olur. İ.K.

İLGİLİ KONULAR
YORUMLAR
Yorum Bırak