İş Kazası Tazminat Miktarı Hesaplama

İş Kazası Tazminat Miktarı Hesaplama konusunda, BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

İş Kazası Tazminat Miktarı Hesaplama – Yargıtay Kararları

T.C. YARGITAY 21.Hukuk Dairesi Esas: 2013/2179 Karar: 2013/15624 Karar Tarihi: 10.09.2013

İŞ KAZASI TAZMİNAT DAVASI – BAKİYE ÖMRÜN BELİRLENMESİNDE DAVACININ HAYATTA OLDUĞUNUN GÖZ ARDI EDİLDİĞİ – HESAP TARİHİNDEKİ YAŞ YERİNE OLAY TARİHİNDEKİ YAŞIN ESAS ALINMASI – BİLİNEN VARKEN VARSAYIMA DAYALI OLARAK HESAP YAPILAMASININ İSABETSİZLİĞİ – HÜKMÜN BOZULMASI

ÖZET: Bakiye ömrün belirlenmesi sırasında, davacının hayatta olduğu göz ardı edilerek, hesap tarihindeki yaş yerine olay tarihindeki yaşın esas alınması da isabetsiz olmuştur. Bilinen varken varsayıma dayalı olarak hesap yapılaması söz konusu olamaz. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.

Öncelikle ayda 26 gün üzerinden zarar tazminat  hesabı hatalı olmuştur. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 4857 sayılı Yasa’nın 46. maddesidir. Anılan maddedeki düzenlemeye göre, “Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63 üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmi dört saat dinlenme (hafta tatili) verilir. Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir.” Bu duruma göre de davacının haftada bir gün izinli olduğu sürede de ücrete hak kazanacağının kabulü gerekirken, haftalık izinli olduğu dönemde ücret almayacağından aylık çalışmanın 26 gün olduğunun kabulünün isabetsiz olduğu ortadadır.

İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle sigortalının maddi tazminatının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması gerektiği ve gerçek ücretin ise; işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücret olduğu, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş ücret olmadığı Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda; mahkemece, hükme esas alınan hesap raporunda, davacının kalıpçı ustası olduğu belirtilerek tanıklar tarafından bildirilen ücretin, Karayolları Genel Müdürlüğü ile Yol-İş Sendikası tarafından kalıpçı ustası için bildirilen ücretlerle uyumlu olduğundan bahisle, bu ücret gerçek ücret olarak kabul edilmiş ise de varılan bu sonuç hatalıdır. Her şeyden önce davacı sigorta müfettişine verdiği imzalı beyanında kalıpçı işçisi olduğunu bildirmiştir. Bu durumda davacının bu kabulünün onu bağlayacağı artık davacının kalıpçı ustası olduğundan bahisle gerçek ücretinin belirlenemeyeceği açıktır. Öte yandan davacı olay tarihinde henüz 21 yaşında olup işyerindeki çalışmasına 10 gün önce başladığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, yaşı mesleki kıdemi ve iş yerindeki çalışma süresi dikkate alındığında iş yeri kayıtlarında bulunan ve olay tarihindeki asgari ücretin 1,9666 katı düzeyindeki ücretin gerçek ücret olarak kabulünün gerektiği açıktır.

Maddi tazminatın hesaplanması sırasında davacının pasif devre zararının da oluşacağı ve bu nedenle bakiye ömrünün sonuna kadar zarar hesabının gerektiği Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Davacının bakiye ömrün PMF tablosuna göre belirlenmiş bulunması da isabetlidir. Ne var ki bakiye ömrün belirlenmesi sırasında, davacının hayatta olduğu göz ardı edilerek, hesap tarihindeki yaş yerine olay tarihindeki yaşın esas alınması da isabetsiz olmuştur. Bilinen varken varsayıma dayalı olarak hesap yapılaması söz konusu olamaz. Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

T.C. YARGITAY 21.Hukuk Dairesi Esas: 2015/7445 Karar: 2016/1201 Karar Tarihi: 04.02.2016

İŞ KAZASI MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI – OLAYIN İŞVERENİN İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ÖNLEMLERİNİ YETERİNCE ALINMAMASINDAN KAYNAKLANDIĞI – DAVACI YARARINA HÜKMEDİLEN MANEVİ TAZMİNATIN AZ OLDUĞU – HÜKMÜN BOZULDUĞU

ÖZET: Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına hükmedilen ….. TL manevi tazminat azdır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Dosya kapsamından davacının iş kazası sonucu %38,00 oranında sürekli iş göremezliğinin bulunduğu ve iş kazasının meydana gelişinde davacı sigortalının kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)

Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına İş Kazası Tazminat Miktarı Hesaplama ile hükmedilen 15.000,00 TL manevi tazminat azdır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,

BU KONULARDA FAYDALI OLABİLİR

İş Kazası Tazminat Miktarı Hesaplama

İş Kazası Tazminat 

Avukat