Trafik Kazası Zamanaşımı

Trafik Kazası Tazminat Davalarında Zamanaşımı Süreleri

Trafik kazalarının sonrasında kazaya karışmış olan kişiler hakkında tazminat davalarının açılması planlanıyorsa zamanaşımı sürelerine dikkat etmek gerekmektedir. Zamanaşımı sürelerinin aşıldığı durumlarda devletin kendi gücünü kullanarak kişilere haklarının iade edilmesi noktasında herhangi bir uygulama yapması mümkün olmuyor. Bu durumda borçlu sıfatına sahip olan kişinin iradesi karşılığında tazminatların ödenip ödenmemesi karara bağlanabilmektedir. Bu alacaklar artık tamamen ortadan kaldırılmış olmayan doğal bir borç olma niteliği kazanmış olurlar. Alacakların zamanaşımına uğraması halinde doğrudan alacakların ilgililerine iade edilmesi söz konusu olmamakta bunun dışında alacaklıya yönelik olarak borçlu kişinin def’i de bulunması gerekmektedir.

Maddi hukuk zamanaşımına uğrayan tazminat davalarının def’i işlemi ile yürütülmesi ancak mümkün olan davalar olduğunu ortaya koyuyor olsa da usul hukuku bağlamında bu haklar birer savunma aracı olarak değerlendirilmektedir. Konu hakkında daha fazla bilgi almak isteyen kişilerin def’i ile itiraz arasındaki farklar konusunda bilgi edinmesi gerekli olmaktadır.

Trafik kazasının ardından ortaya çıkan tazminat davalarında da uyulması gereken kuralların açık bir şekilde belirtilmiş olduğu Türk Borçlar Kanunu zamanaşımı süreleri ile ilgili olarak bu hakkın kullanılmasını engelleyici nitelik sınırları ile çerçevelendirmiştir. Yasa tarafından belirlenmiş olan süreler ve şartlar dahilinde kişilerin tazminat alacaklarını talep etmemesi halinde kişilerin hukuki himaye olarak adlandırılabilecek olan dava yoluyla alacaklarını elde edebilme haklarından yoksun bırakılmaları mümkün olmaktadır.

Trafik kazası sonrasında tazminat davaları haksız fiillerin sonucunda ortaya çıkan haklardan olduğu için bu noktada Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan haksız fiillere ilişkin zamanaşımı süreleri dikkate alınır. Buna göre tazminat talebinde bulunacak olan kişinin kaza sonrası ortaya çıkan zararı ve tazminatı ödemekle yükümlü olacak borçlu kişiyi öğrenmesinin ardından geçen iki yıllık süreye dikkat etmesi gerekmektedir. Bunların dışındaki tüm hallerde ise fiilin işlendiği andan başlayarak sürenin on yıl olarak dikkate alınması gerekli oluyor. Bununla birlikte ceza kanunları ile tazminatların alınmasına ilişkin zamanaşımı süreleri de koruma altına alınmıştır. Yine aynı kurallara paralel bir şekilde düzenleme yapılan Karayolları Trafik Kanunu uyarınca özel olarak trafik kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminatlara ilişkin zamanaşımı süreleri belirlenmiştir. Açıkça ortaya koyulan kurallar çerçevesinde yine aynı şekilde iki yıllık ve herhalde on yıllık zamanaşımı sürelerinin uygulanması öngörülmüştür. Türk Borçlar Kanunu’nda olduğu gibi trafik kazaları sonrasındaki tazminat davaları için de ayrıca düzenlenmiş olan kurallarda davanın mutlaka ceza gerektiren bir fiil sonrasında ortaya çıkmış olmasına dikkat ediliyor. Ceza kanunları söz konusu fiil hakkında daha uzun bir süre zamanaşımı süresi talep ediyorsa kişilerin buna uygun olacak şekilde tazminat taleplerini mahkemeye taşıması mümkün olabiliyor. Hem Türk Borçlar Kanunu hem de Karayolları Trafik Kanunun çerçevesinde sınırları çizilmiş olan tazminat taleplerinin bu açıklama ile birlikte üç farklı başlık altında incelenmesi de mümkün olmaktadır.

Trafik Kazası Zamanaşımı

a) Trafik Kazası İki yıllık zamanaşımı süreleri

Trafik kazalarına ilişkin tazminat taleplerinin istenmesi sırasında Türk Borçlar Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu aynı kurallar çerçevesinde dava açma hakkına sahip olmayı belirli sürelerle kısıtlanırmıştır. Buna göre trafik kazası sonrasında zarar gören kişinin kaza sonrasındaki hasarı ya da tazminatları kimden talep edeceği noktasında yükümlü kişiyi öğrenmesini takip eden 2 yıllık süre içinde zamanaşımı sürelerine uyarak dava açma yoluna gitmesi mümkün olabiliyor. Ortaya çıkan zararın ve bu zarardan tazminat ödemek üzerine yükümlü olan kişinin öğrenilmesi noktasında ise kişinin bir çaba gösterme zorunluluğu bulunmamaktadır. Yani kazadan belirli bir süre geçtikten sonra bile tazminat talebinde bulunacak kişi daha yeni zarar ve yükümlü hakkında bilgi alabiliyorsa bu durumda sürenin bu öğrenme tarihinden başlatılması gerekmektedir.

İki yıllık zamanaşımı sürelerinde tazminat talebinde bulunacak zarara uğramış olan kişilerin sadece zararı ya da tazminatta borçlu olan kişiyi öğrenmesi yeterli olmamaktadır. Kişilerin mutlaka her iki konu hakkında da kesin bilgilere sahip olması gerekmektedir. Kanunlar dahilinde zararın ve yükümlünün öğrenilmesi adıyla sınıflandırılmış olan sürelerde kesin bir yorum yapmak da mümkün olmamaktadır. Bu noktada mahkeme maluliyet raporlarını dikkate alarak sürelerin başlatılmasına karar verebiliyor. Ancak bu zarar gören kişinin tedavi gördüğü sağlık kuruluşundaki son durumu hakkında bilgi veren bir içeriğe sahip olması nedeniyle yeterli sayılmamalıdır. Fakat mahkemeler benzer durumlarla karşılaşıldığı takdirde kişilerin bu raporlar doğrultusunda bedensel zararlarını öğrenmiş olduklarından hareketle iki yıllık zamanaşımı sürelerinin başlatılmasına karar verebiliyorlar. Bunun dışında yargılama sırasında daha önce mahkemeye ulaşmış olan maluliyet raporlarından farklı bir içeriğe sahip olan raporların ortaya çıkması ya da hazırlanması söz konusu olursa bu yeni belgelerle birlikte zamanaşımı süreleri tekrar baştan başlamadan işlemlere devam edilmektedir.

Zaman zaman trafik kazalarının ciddi şekilde meydana geldiği durumlarda kaza sonrası mağdur olan ve zarara uğrayan kişilerin giderek daha kötü bir hale gelmesi söz konusu olabiliyor. Bununla birlikte kazanın gerçekleştiği anda ortaya çıkmayan ancak daha sonra belirtileri ile birlikte kendini gösteren zararların da ortaya çıkması söz konusu olabilir. Tüm bu durumlar karşısında zarar gören kişinin sağlık kuruluşundan aldığı raporlarla durumunu belgelemesi mümkün olmayabiliyor. Bu noktada bazı hastalıkların kazadan sonra kazanın etkisi ile ortaya çıkıp çıkmadığı konusunda bir fikir sahibi olmak da mümkün olmamaktadır. Böyle hallerin yaşanması halinde ortaya çıkan yeni zararın eklendiği raporla birlikte kişinin kendi bedeni hakkında bilgilenmiş olduğu belgelenebilecek ve böylece iki yıllık zamanaşımı sürelerinin başlatılması da mümkün olabilecektir.

Davaların zamanaşımı süreleri içinde açılmış olmasına rağmen hesap raporlarında bir farklılık ortaya çıkması halinde davanın zamanaşımı itirazlarına maruz kalması hususu da farklı yorumlara açık olan bir durum olmaktadır. Bunun için öncelikle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer alan uygulamalarla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmiş olduğu zamanda faaliyete geçen uygulamalara dikkat etmek gerekmektedir. Islah dilekçelerinin söz konusu olduğu davalarda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu içinde bunlara özel olarak bir düzenleme yapılmamış olmasından kaynaklanan dava zamanaşımı sürelerinin geçerliliği kabul edilmeye devam edilir. Buna göre ıslah dilekçesinin zararın öğrenilmesini takip eden iki yıllık sürede açılmış olsalar dahi davalı sıfatına sahip olan tazmin yükümlülerinin bu zamanaşımı sürelerine itiraz yoluna gitmesi de mümkün olabilecektir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girdikten sonra daha önceki kanunda yer almayan ve belirsiz alacak davası adını alan yeni bir dava türünün düzenlemesi yapılmıştır. Bu davalarda davanın ilk başladığı andaki zararların tam olarak ortaya konması mümkün olmadığı için davacının belirli bir miktar tazminat talep etmesi ile davalar açılabilir. Bunun sayesinde davacıların zamanaşımı süresine herhangi bir itiraz eylemi ile karşılaşmadan sadece bir kez yapılmak üzere ilk belirlenmiş olan kısmi bedellerin artırılmasını talep etmesi de söz konusu olabilir. Bu sebeplerden dolayı tüm trafik kazası sonrasındaki tazminat davalarında belirsiz alacak davası şeklinde davaların görülmesi söz konusu olmuşsa kesinlikle davaların ıslah zamanaşımı sürelerine uyması mümkün olmayacaktır.

b) Trafik Kazası 10 yıllık kesin süreli zamanaşımı

Zamanaşımı süreleri kapsamında Türk Borçlar Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu ile belirlenmiş olan sürelerde bir diğer kısıtlama da 10 yıllık zamanaşımı süreleri olmaktadır. Yine fiilin işlenmiş olduğu yani trafik kazasının gerçekleşmiş olduğu tarihten itibaren bu sürelerin işletilmesi söz konusu oluyor. Kısa süreli olarak belirlenen iki yıllık zamanaşımı süreleri de bu on yıllık sürenin için değerlendirilmektedir. Ancak kazanın gerçekleşmesinin ardından on yıl geçmesine rağmen trafik kazası sonrası zarara uğramış olan kişi zararı ve yükümlüğü yeni öğrenmişse bu durumda yine Yargıtay kararlarına bakılarak bir şeyler söylemek mümkün olmaktadır. Böyle konularda davaya özel olarak 10 yıllık zamanaşımı süresinin de üstüne çıkılması mümkün olabiliyor. Doktrin bu konuda taraf olsa da Yargıtay’ın uygulamalarında bu sürelerin kabul edilmemesinin uygulandığı görülmektedir. Davanın içeriğine bağlı olarak özel hallerin ortaya çıkması da söz konusu olabiliyor. Örneğin kaza sonrasında bedensel bütünlüğü zarara uğramış bir kişinin bunu doğrudan fark etmesi mümkün olduğundan mahkemece zamanaşımı sürelerinin yine bu tarihten başlatılmasına dikkat edilmektedir. Çünkü yasalarda 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin kesin bir şekilde kazanın gerçekleştiği tarihten itibaren başlatılacağı belirlenmiştir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir diğer ayrıntı da kişilerin kaza sonrası kendine oluşan kusurlarının uzun bir zaman sonra fark edilmesi durumları olmaktadır. Zararın farklı boyutları da ortaya çıktığında bile kişilerin on yıllık zamanaşımı sürelerine dikkat etmesi gerekiyor. Pek çok kişi yasada bu kuralların açık bir şekilde belirtilmiş olmasına rağmen mahkemenin bunun dışında bir esneklik tanıyarak karar verebileceği noktasında fikre sahip olmaktadır. Ancak yasanın yorumlanma sınırlarının dışına çıkan bu hususlarda kişilerin mutlaka zamanaşımı süresine uyması beklenmektedir.

c) Trafik Kazası Uzamış (ceza) zamanaşımı

Ortaya çıkan zararlara sebep olan fiilin aynı zamanda Ceza Kanunu gibi yasalarla birlikte ceza kapsamında değerlendirilmesi zamanaşımı sürelerinin de farklılaşmasına yol açabiliyor. Bu tür dava içeriklerine dair tazminat haklarının talep edilmesinde zamanaşımı sürelerinin Karayolları Trafik Kanunu’nda belirtilmiş olan halleri ile normal zamanaşımı sürelerinden daha fazla olduğu da görülebilmektedir. Ancak bu tür bir zamanaşımı süresi uygulaması ile karşılaşılması ancak ortaya çıkan fiilin mutlaka ceza kanunu dahilinde suç niteliğine sahip olması oluyor. Suçu işleyen fail ile ilgili olarak mahkumiyet haklarının verilmesi, haklarında ceza davalarının açılması ve zarara uğrayan kişilerin kayıplarının tazminatlarla birlikte geri alınması noktasında kişinin talepte bulunmuş olması gerekmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş olan kurallar çerçevesinde değerlendirilen bu zamanaşımı sürelerinde sürelerin başladığı ilk tarih olarak kazanın gerçekleştiği tarih dikkate alınmaktadır. Yine Türk Ceza Kanunu kişilerin almış oldukları cezaya bağlı olarak bir zamanaşımı süresi ile karşılaşmasını mümkün kılmıştır.

Tüm sürelerin aşılmasının ardından kişiler ortaya çıkan zararlar hakkında bilgi almış olurlarsa bu durumda Türk Borçlar Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu maddelerinde açık bir şekilde belirtilmiş olan iki yıllık zamanaşımı sürelerine bağlı bir şekilde tazminat davalarının açılabileceği belirtilmiştir. Bu durum on yılın altında kalan ceza süreleri için mümkün olmaktadır. Kişiler on yıla tamamlanmadan davaları açma haklarını kaybetmemektedirler. Yargıtay kararları da doktrinlerde kabul edilen bu usullere uymaktadır. Özellikle birden fazla kişinin hayatını kaybettiği durumlarda Tük Ceza Kanunu tarafından söz konusu sorumlu kişinin iki yıl ile on beş yıl arası hapis cezası ile cezalandırılması belirlendiği hallerde on yıllık zamanaşımı sürelerinin takip edilip edilmeyeceği akıllarda kalan bir soru işareti oluyor. Bu noktada zamanaşımı sürelerinin söz konusu cezanın üst sınırı olarak belirlenmiş olan 15 yıl olmasına dikkat edilmelidir.

Trafik Kazası Zamanaşımı

d) Trafik Kazası İbradan sonra açılacak davalarda hak düşürücü süreler

Trafik kazalarının ardından mağdur durumuna düşen kişilerin hakkı olan miktarlardan daha fazlasını talep etmesi söz konusu olabileceği için diğer kişilerin haklarının korunması adına kanun koyucu tarafından Karayolları Trafik Kanunu içerisinde özel bir düzenleme yapılmıştır. Borcu sonlandırma özelliğini taşıyan ibranamelerde bu duruma mutlaka dikkat etmek gerekiyor. Bu noktada kanun içerisinde yer alan maddelerde kişiler arasında yapılan anlaşmaların ve varılan uzlaşmaların mutlaka ya yetersiz miktarların ya da fahiş fiyatların söz konusu olduğu durumlar olduğunun açıkça belli olması gerekmektedir. Bu şartlar yerine geldiği takdirde iki yıllık süre için anlaşmaların iptaline karar verilebiliyor. Aynı zamanda bu hakların talep edilmesinde tazminattan doğan tüm hakların taraflarca ortadan kaldırılması ya da zarara uğraması, anlaşmanın tazminat miktarlarına ilişkin olması, sözleşmedeki tazminat miktarı ile gerçek zararlar arasında büyük farklılıkların ortaya çıkmış olması gerekli sayılmaktadır. İki yıl olarak belirlenmiş olan zamanaşımı sürelerinin zararın öğrenildiği tarihi takip eden iki yıl olarak kesin bir şekilde ortaya konması da mümkün olmuştur. Zarar gören kişiler bu sürede mağduriyetlerinin artması halinde küçük bir miktar ödenmek şartıyla haklarını isteyebilirler.

Trafik Kazası Zamanaşımı

Diğer makaleler için Ankara avukat ana sayfasını ziyaret edebilirsiniz.